31 Ağustos 2019 Cumartesi

galatasaray'ın falcao'ya ödeyeceği rakam ortaya çıktı.. MÜTHİŞ PARA

KAYNAK İÇİN TIKLAYINIZ

Galatasaray’ın uzun zamandır transfer etmek için çabaladığı, Monaco’nun ligde oynadığı ilk üç maçta kadroya alınmayan Radamel Falcao transferi tamamlandı. Monaco Kulübü ile her konuda anlaşmaya varan Galatasaray, Radamel Falcao transferini bitirdi.

Radamel Falcao ile görüşmelere ilk başlanan zamanlarda Galatasaray Başkan Vekili Abdurrahim Albayrak ile birlikte çekilmiş fotoğrafı sosyal medyaya düşen, bu gelişmeden sonra Monaco’nun bonservis bedeli istemeye başladığı Radamel Falcao için Galatasaray’ın, bonservis bedeli ödemeden anlaşma sağladığı öğrenildi. Galatasaray’ın, Monaco’ya sonraki satıştan yüzde 50 pay vereceği belirtildi.
Galatasaray, Radamel Falcao ile 2+1 yıllık anlaşmaya vardı. 33 yaşındaki yıldız golcü yıllık 5 milyon Euro+bonuslar karşılığında Galatasaray’a “Evet” dedi.
Radamel Falcao, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde tur atlaması durumunda ise 1.5 milyon Euro daha kazanacakMenajer Ahmet Bulut, Instagram hesabından yaptığı paylaşımla transferi bir anlamda doğruladı. Ahmet Bulut, Radamel Falcao ile çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyadan takipçileriyle paylaştı.

müezzin ve imam maaşları ne kadar (sosyal medyada bir sürü rakam dönüyor hepsi yanlış)

Temmuz 2019 imam ve müezzin maaşları.

Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK tarafındna enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından en çok araştırılan konulardan biri, imamların ve müezzinlerin maaşlarına ne kadar zam gelecek konusu oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesind eimam olarak görev yapmakta olan personeller , Temmuz 2019 'da ne kadar maaş alacaklarını araştırmaya başladı.

TÜİK tarafından açıklanan Haziran ayı enflasyonuna göre TÜFE'de 2019 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %0,03, bir önceki yılın Aralık ayına göre %5,01, bir önceki yılın aynı ayına göre %15,72 ve on iki aylık ortalamalara göre %19,88 artış gerçekleşti.


6 aylık toplamda TÜFE şu şekilde;
Ocak ayında TÜFE yüzde 1,06,
Şubat ayında TÜFE yüzde 0,16,
Mart ayında TÜFE yüzde 1,03,
Nisan ayında TÜFE yüzde 1,69,
Mayıs ayında TÜFE yüzde 0,95
Haziran ayında TÜFE yüzde 0,03,

MÜEZZİN VE İMAM MAAŞLARI NE KADAR OLACAK?

DİB bünyesinde çalışmakta olan imamlar 3549 TL maaş almaktadır. Maaş zammı ile birlikte imamlar 213 TL civarında maaş zammı alacak.

3215 TL maaş almakta olan müezzinler ise yüzde 6 'lık maaş zammı sonrası 193 TL civarında maaş zammı alacak.

5 Yıldızlı Otellerde Ucuza Kalma Yöntemi

sorun şu ki;
oteller her ülkeye aynı fiyatı vermiyorlar. hatta aynı ülkede farklı acentalara bile farklı fiyatlar veriliyor. bunun da sebebi getirilen turist sayısı!!!
türkiye'den ets veya jolly tur'dan ya da tatilsepeti.com gibi sitelerden rezervasyon yaparsanız yüksek iç pazar fiyatlarıyla karşılaşacaksınız.
ama alman, belçika, isviçre ve hollanda acentalarının otel kontratları daha ucuz.
bu yüzden rezervasyon yaptığı ülkenin pasaportu dışındaki bir pasaportla gelenlere bazen otellerde sıkıntı çıkabiliyor. 2016 turizm krizi başlığında bu konu birkaç yazar tarafından küfürlerle dile getirildi.
anlatacağım kısım işin biraz piçlik boyutunda.
almanya'dan alman pasaportu ile gelen turistlerde sıkıntı yok. çoğu otelin en ucuz fiyatları hep almanya'ya veriliyor. yani en ucuz fiyatlar hep euro fiyatı. dolar veya pound fiyatları biraz yüksek. euro diyoruz.
iStock.com
rezervasyon yapmanın 1. yolu
biraz zahmetli olsa da, internet üzerinden rezervasyon yapmak. bunun için bir alman ip'sine ihtiyacınız var. bunu sanırım bilgisayardan biraz anlayan arkadaşlar yapabilecektir. bilgisayarınızın ip'sini alman ip'sine değiştirdiğinizde alman sitelerinden rezervasyonu yaptırdınız. pasaport ve resepsiyonda karşılaşılabilecek sıkıntıları nasıl aşacağımızı birazdan anlatacam. şimdi rezervasyon.
rezervasyon yapmanın 2. yolu
almanya'daki tanıdığınıza bir rezervasyon yaptırttınız. mesela orhan enişteniz ya da halime ablanız sizin için gitti, monchengladbach'taki bir ''öger tur'' ya da ''fti'' ofisinde sizin yaş, isim vb. bilgilerinizi verip (uçak bileti içermeyen) rezervasyonu yaptırdı.
tatil paketiniz uçak biletini içermediği için baya ucuzladı. ayrıca rehber (yani reiseleitung) hizmeti istemediği (bunu orda söylemesi lazım) için fiyat biraz daha ucuzladı. hatta havaalanı-otel-havaalanı transfer de istemediniz. valla mükemmel oldu. yani almanya'dan aldırdığınız paketin içine sadece konaklama ve sigorta(zorunlu) dahil.
diyelim ki; almanya'daki ofisten dan dun ettiler 'olmaz öyle şey' dediler. o zaman orhan enişteniz ya da halime ablanz sizin için isim vb. bilgileri girerek, almanya'daki bir bilgisayarın başından rezervasyon yaptı, o da olumlu.
artık elinizde sizin adınıza yurtdışından kesilmiş bir voucher(konaklama belgesi) var. ne mutlu!!!!
otele geldik ve resepsiyondayız. resepsiyonist bakıyor. thomas cook, fti ya da öger acentasından gelmiş bir ahmet mehmet isimli türk rezervasyonu var. adam da hemen 'pazar farkı' olmasında şüphelenecektir. çünkü kayıt için alman pasaportu vermediniz. resepsiyonistin kafasından geçen şu;
'lan bu adam rezervasyonu baya ucuza getirmiş'.
iStock.com
burada bir kaç soru soracaktır.
'efenim almanya'dan mı geliyorsunuz?'
ya da 'alman pasaportu varsa onu alayım' gibi. şimdi sorun şu ki resepsiyon işin bokunu çıkarıp (almanya'da yaşadığınız bilgisine dayanarak) size almanca bi kaç soru sorabilir. bunu yapan pek çıkmaz ama çıkabilir. almanca biliyorsanız ne mutlu. eğer almanca bilmiyorsanız sevgili arkadaşlar;
siz zaten almanya'ya 6 ay öncesinde yerleşmiştiniz. ne bileyim bir evlilik yaptınız alman bir kadınla evlenmiştiniz. yani almanya'ya yeni geldiğiniz için almancanız iyi değildi. ya da almanya'ya iş için gitmiştiniz. bir konferansa katıldınız. yaklaşık 1 aydır oradaydınız. eğer almanya'dan gelmişseniz pasaportunuz olmalı. eğer türk pasaportu varsa;
resepsiyonist muhtemelen almanya'dan çıktığınıza dair ya da türkiye'ye girdiğinize dair damgaya bakacaktır. yoksa sıkıntı. yani siz almanya'ya hiç gitmeden almanya'dan gelmiş gibi nasıl görünebilirsiniz??? elinizde sadece t.c kimliği ve voucher var.
1- pasaport valizimde kaldı! (resepsiyonistin çok uyanığına denk gelmezseniz işe yarar) türkiye'ye girerken pasaport istemiyorlar ya!!! bu biraz riskli olsa da işe yarar.
2- ''ya biz aslında 1 hafta önce geldik türkiye'ye. sivas'ta dayımlarlan treffen yaptık. ordan da buraya geldik.''. pasaportu da onlarda unutmuşum!!! dayıoğlu gönderecek kargoyla!!!
iStock.com
geldik en önemli kısma.

sahte uçak bileti
burada iş artık biraz zahmete kalıyor. resepsiyonistin kıllandığını düşündüğünüz anda
'aa bi dakika uçak bileti var ben onu göstereyim!!!'
arkadaşlar bi tane sahte uçak bileti hazırlıyorsunuz. bir tane uçak bileti örneğinin isimlerini ve tarihlerini değiştirip daha bugün türkiye'ye gelmiş gibi gösterebilirsiniz. uçak biletleri artık hep elektronik olduğu için elinizdeki kağıt genelde printer'dan alınmış bir kağıt olur. ya da microsoft word'de ya da excel'de kendiniz de hazırlayabilirsiniz.
resepsiyon da ' e uçak bileti var adamın amuağoim, daha ne olsun' der. bunu der. ben derim mesela. :))
yani burda olayı asıl çözen şey sahte uçak biletidir. bunu hazırlamak kolaydır.
böylece; bir tatil için yaklaşık 1500-2000 lira tasarruf etmek mümkündür.

2010 dan bugüne doğalgaz fiyatlarındaki artış

OCAK  2010  TL/M3  FİYATI: 0,801405

OCAK  2011  TL/M3  FİYATI: 0,801405

OCAK  2012  TL/M3  FİYATI: 0,801405

OCAK  2013  TL/M3  FİYATI: 0,801405

OCAK  2014  TL/M3  FİYATI: 0,801405

OCAK  2015  TL/M3  FİYATI: 0,871461

OCAK  2016  TL/M3  FİYATI: 1,067965

OCAK  2017  TL/M3  FİYATI: 1,100586

OCAK  2018  TL/M3  FİYATI: 1,164049

OCAK  2019  TL/M3  FİYATI: 1,372023

MAYIS 2019 TL/M3 FİYATI: 1,380538

HAZİRAN 2019 TL/M3  FİYATI: 1,422974

HAZİRAN 2019 TL/M3  FİYATI: 1,598322

https://portal.enerya.com.tr/DogalGazBirimFiyatlari/index.xhtml?city=07




ekşisözlükten bir kriz yazısı daha. bu V değil I

bana bakın ne oldu sizin "v" şekilli kriz işi? tamam mı dipten döndünüz mü artık? en kötüyü gösterdi mi damat size? hı gösterdi mi nan?

birkaç aya ekonomide yazın iyimserliği bitecek. daralma devam edecek, işsizlik artmaya devam edecek. iç talep canlanmayacak. yapay yollarla baskılanan faizler düş-me-ye-cek. yazın biraz ara veren enflasyon tekrardan a-za-cak. yani, ne dipten döndünüz, ne de en kötüyü gördünüz... ama bakıyorum da masallarla, yalanlarla ekonomiyi çukura itenlere güveniniz yavaş yavaş kırılıyor nan. biraz geç oldu sanki ama hiç yoktan iyidir ha, öyle mi? ama demek ki neymiş? elin parasıyla hunharca hovardalık yaparsanız sonunuz heeeeç iyi olmazmış. ne günlerdi ama? 20 bin dolarlık evlere hunharca kredi çekip 100 bin dolar verdiğiniz günleri hatırladınız mı? hah işte o aradaki balonların fiyatı var ya, o hunharca betonlara gömülen 200 milyar dolar borç para var ya? onu ödetiyorlar nan şimdi size. sofranızdan eksilen tabaklarla, işsiz kalan dayınızla, iş bulamayan oğlunuza, kızınızla ödetiyorlar hesabı. aylardır anlatıyoruz ama bunları anlayabilecek kapasiteniz olsa zaten en başta bu tek adam rejimine oy vermediniz nan. dahası tek bir kişiyi 20 yıl bir ülkenin başında tutmazdınız. ha ne diyorduk canlar? alım gücünüz en az 2 yıl daha düşmeye devam edecek. bundan sonra size borç yapmayın demeye de gerek yok, çünkü borç yapacak paranız da yok, olmayacak. hesap ödeme zamanı. herkes yaptıklarının hesabını ödüyor ve de ödeyecek, en çok da sabit gelirliler ödeyecek bu hesabı. hesap ödemelere doyamayacaksınız nan. zamlarla, vergilerle iflahınızı kesmeye devam edecekler. piyasa yapan üç kağıtçı masalcıların dediği gibi "v" şekilli kriz filan yok, bu kazık şekilli bir kriz ve kazık her geçen gün daha da kalınlaşıyor, kalınlaşacak.

kaynak  için tıklayınız: https://eksisozluk.com/entry/94692759

2 milyon araç sahibi için son uyarı!


Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan 1 milyon 931 bin 125 araç sahibi önce uyarılacak, uyarılara rağmen egzoz muayenesini yaptırmayanlara bin 546 lira para cezası uygulanacak.

Bakanlık, motorlu kara taşıtlarından kaynaklanan hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla sürdürdüğü denetimlerde geçen yıl ölçüm yaptırmayan araç sahiplerine toplam 972 bin 24 lira idari para cezası uyguladı. Bu yılın ilk yarısında ölçüm yaptırmayan araç sahiplerine uygulanan idari para cezası 612 bin 364 lira oldu.

30 Ağustos 2019 Cuma

2018-2019 yılı hakem maaşları ne kadar

2018-2019 Sezonu Hakem Maaşları
1. Kategoride yer alanlar: 2018-2019 sezonu için birinci kategoride yer alan hakemler, yaklaşık 27.500 TL aylık maaş almaktadır. Bu kategoride yer alan hakemler: " Cüneyt Çakır " , Hüseyin Göçek, Halis Özkahya, Mete Kalkavan, Ali Palabıyık, Alper Ulusoy, Bülent Yıldırım, Fırat Aydınus, Tolga Özkalfa ve Barış Şimşek olarak sıralanmaktadır
2. Kategoride yer alanlar: 2018-2019 sezonu için ikinci kategoride yer alan hakemler, yaklaşık 23.000 TL aylık maaş almaktadır. Bu kategoride yer alan hakemler: Özgür Yankaya, Suat Arslanboğa, Serkan Çınar, Kutluhan Bilgiç ve Volkan Bayarslan olarak sıralanmaktadır
3. Kategoride yer alanlar: 2018-2019 sezonu için üçüncü kategoride yer alan hakemler, yaklaşık 19.000 TL maaş almıştır. Bu kategoride yer alan hakemler: A.Kadir Bitigen, Y.Kemal Uğurlu, Serkan Tokat, Bülent Birincioğlu, H.Umut Meler, Ümit Öztürk, Zorbay Küçük, Serkan Tokat, Mustafa Öğretmenoğlu, Ali Şansalan  ve Arda Kardeşler olarak sıralanmaktadır.
Hakemler, TFF ile yaptıkları yıllık kontratlar sonucu aldıkları bu maaşların yanında yönettikleri maçlar için maç başı ücreti ve harcırah (konaklama, seyahat ve fiziksel ihtiyaçlar için) almaktadır. Maç başı ücretler, büyük takımların maçlarının yönetilmesi durumunda artış göstermektedir " Hakemlerin 2018-2019 sezonu süper lig maç başı ücretleri 10.000 TL " olarak belirlenmiştir. 1. Lig için ise 3.300 TL olarak belirlenmiştir. Harcırahları da km'ye göre hesaplanmakta ve " 400 TL ile 935 TL " arasında değişmektedir.
2018-2019 Sezonu Hakem Maaşları
Türkiye Futbol Federasyonun (TFF), bu sezon uyguladığı hakem maaşlarındaki yıllık kontrat üzerinden aylık maaş verme sözleşmesinin 2018-2019 sezonu içinde uygulandığı düşünülmektedir. Yine kategori sisteminin maaşları belirlemede başat faktör olacağı ve bazı hakemlerin bir üst kategoriden maaş alacakları hesaba katılmalıdır. Kategorilerde yer alan maaş miktarları zamlı olarak hesaplanmıştır. 
Buna göre: 1. Kategoride yer alan bir hakemin aylık maaşı yaklaşık 27.500 bin TL olduğunda, aynı hakemin aylık dört maç yönettiğini düşünürsek (3 maç Süper Lig ve 1 maç 1.Lig) 33.300 TL maç başı ücrete hak kazanacaktır. Aylık diğer gelirler içinde 3.500 TL civarında alacak olan hakemlerin, ortalama olarak aylık ellerine geçen toplam para miktarı " 60 ile 80 bin TL " arasında olacaktır.
2. Kategoride yer alan hakemlerin aylık ellerine geçecek toplam para miktarı " 50 ile 65 bin TL " arasında olacaktır.
3. Kategoride yer alan hakemlerin aylık ellerine geçecek toplam para miktarı " 40 ile 55 bin TL " arasında olacaktır.
Cüneyt Çakır 2017-2018 Sezonunda Aylık Ne Kadar Kazanır? 
Cüneyt Çakır'ın bizim yaptığımız bütün hesaplamalar neticesinde, Süper lig, Şampiyonlar ligi ve Diğer Uluslararası turnuvalar da uygulanacak müsabakalarda yöneteceği maçların her birlikte bir envanterini çıkardığımızda aylık eline geçecek olan paranın 100 Bin TL ile 130 Bin TL arasında olacağını düşünüyoruz.
Cüneyt Çakır 2017-2018 sezonu için aylık 100 ile 130 Bin TL arasında kazanmaktadır"


akıllı telefonunuzun sizi dinlediğini düşünüyormusunuz


HAVELSAN Genel Müdürü Ahmet Hamdi Atalay, telefon üzerinden yapılan dinlemelere dikkat çekip, akıllı cihazlara yüklenen



uygulamalara kamera ve mikrofon izni vermemek gerektiğini söyledi.



Konuştuğunuz bir konu hakkında içerikler karşınıza çıkıyor, arkadaşlarınızla konuşurken bahsettiğiniz bir ürünün reklamını internete girer girmez karşınızda görüyorsanız, bunların sebebi birilerinin sizi dinliyor olması olabilir


Bu tarz durumlarda insanların aklına “Konuşmalarımız dinleniyor mu?” şüphesinin geldiğini belirten HAVELSAN Genel Müdürü Ahmet Hamdi Atalay, bu durumun önüne geçme yöntemi olarak ise uygulama izinlerinin kontrolünü öneriyor. Atalay’a göre akıllı telefonlara yüklenen uygulamaların mikrofon ve kameraya erişimine izin vermemek, dinleme sorunlarını aşmaya yardımcı olacak.


Atalay, bu tür uygulamaların amacının ise hedefli reklam oluşturmak olduğu yönündeki yorumları hatırlatıyor. "Bazı mobil uygulamaların kullanıcı sözleşmelerinde 'ortamdan ses kaydı yapabileceği'ne ilişkin ifadeler bulunuyor. Bu konunun yasal olup olmadığına ilişkin çeşitli görüşler ve iddialar var." diye konuşan Atalay, şirketlerin her geçen gün daha gelişmiş teknolojiler kullandıklarını ve bunun amacının da kişiselleştirilmiş reklamlar oluşturmak olduğunu söylüyor. "Sosyal medyada gezinirken veya web sitesine bakarken, arkadaşınızla konuştuğunuz ögenin reklamını karşınızda bulunuyorsunuz. Bu durum mikrofonları açık olan akıllı cihazlar tarafından dinlenildiği şüphesini akla getiriyor." diyen Atalay, kamera ve mikrofonların devre dışı bırakılmasını öneriyor.

son dakika: milletvekili maaşlarına zamm

Milletvekili maaşına 941 TL zam: Yeni vekil maaşı belli oldu

Yapılan yüzde 4 zammın ardından 23 bin 530 TL olan milletvekili maaşı 24 bin 471 TL'ye çıkacak.

23 bin 530 TL olan milletvekili maaşı önümüzdeki ocak ayında yüzde 4 zamlanarak 24 bin 471 TL'ye çıkacak.
Bir vekile yılda 293 bin 652 TL maaş ödemesi yapılacak.
Bir yıl boyunca Meclis'teki 600 milletvekiline 176 milyon 191 bin 200 TL’den fazla maaş ödeyecek.

kapitalizmi minik bir hikayeyle herkesin anlayabileceği bir dilde anlatmışlar

ali 34 yaşında. çekmeköy’de, kendisine ait olan 5+1 villa’da oturuyor. bu evi 2009 yılında 3,5 milyon tl karşılığında satın aldı. oturduğu bu konut dışında 3 adet daha evi var. onlar ataşehir, sarıyer ve halkalı’da. ataşehir ve halkalı’da bulunan konutlar 2011 tarihinde teslim edilmiş, yeni yapılar. bu evlerin tanesini ortalama 400 bin tl gibi bir rakama satın aldı. bu 2 mülkten aylık 2500 tl kira geliri elde ediyor. sarıyer’deki ev ise boş duruyor. değerinin çok net olmasa da 350 bin tl civarında olduğu tahmin ediliyor. bu ev babasından kalma. zaman zaman eşiyle hengameden kaçmak istediğinde bu evde konaklıyor ya da şehir dışından misafirleri geldiğinde onlara jest olsun diye misafirlerine bu evi tahsis ediyor.
ali’nin gebze organize sanayii’nde otomotiv yedek parçaları üreten bir fabrikası var. fabrikanın bulunduğu arsa ali’ye daha doğrusu ali’nin mesubu olduğu aileye ait. arsanın değeri yaklaşık 7,5 milyon tl. fabrikanın değeri bilinmiyor ancak fabrikanın yıllık cirosu 150 milyon tl. fabrika mercedes, gm, volvo gibi birçok otomobil üreticisin tedarikçisi. ortalama %6 net karla dönen fabrika tüm kesintiler ve maliyetler düştükten sonra yılda 9 milyon tl kar ediyor. 9 milyon tl günde 27 bin tl’lik bir maaşa tekabül eder.

burada 1200 kişi çalışıyor. 20-30 kişilik usta başı / şef kadrosu hariç geriye kalan yaklaşık 1000 kişi asgari ücretle çalışıyor. (701,14 tl) ali 1000 kişiya ayda 1.000 tl vermek yerine asgari ücret verip yılda yaklaşık 3,6 milyon tl daha fazla kazanıyor.
1 kişi 1 yılda 3,6 milyon lira daha fazla kazanıp yaşam standartını bu rakam doğrultusunda yükseltirken geride kalan sermayesiz 1000 kişi 3,6 milyon tl’den feragat ediyor.
ali her yıl ortalama kazandığı 3,6 milyon tl’nin bir kısmı ile eşiyle yurtdışı tatilene çıkıyor. yaklaşık 3 hafta kaldıkları amerika’da, günlüğü iki kişi için 1.200 tl olan, newyork’un en güzel caddelerin’den 5th avenue’ye bakan bir suit’te kalıyor. ali sermaye sahibi. ve sadece güzel vakit geçirmek için bir gecelik konaklamaya 1.200 tl veriyor. 

daha net bir ifadeyle ali 30 günlük ayın 1 günü için 1.200 tl bedel ödüyor. ali bir işçisinin yaşam standartını arttırcak günlük 33 tl harcamada bulunmaktan kaçınıyor ama bu 33 tl’ nin yaklaşık 40 katı bir parayı sadece bir gece için verebiliyor. ali bu otelde kalabiliyor, çünkü çalışan işçiler yılın 365 günü 10 tl ((1000-700)/30) daha az alım gücü karşılığında saatlerini, fiziklerini, ruhlarını ve zaman zaman onurlarını, ali’nin zenginleşmesi için pazarlıyorlar.
işçiler her 1 saatlerini yaklaşık 3,8 tl’ye ali’ye satıyorlar. ali işçilerin saatlerine 1,5 tl daha vererek 5,3 tl olmasını kabul etmiyor ve bunun karşılığında yılda 3,6 milyon daha fazla kazanıyor. ali newyork’u çok seviyor ve amerika’ye ne zaman gitse newyork knicks maçlarını kaçırmıyor. ali sermaye sahibi. işçiler ise değil.
3 haftalık amerika tatili yaklaşık 45 bin tl’ye mal oluyor. ali’nin eşiyle geçirdiği 3 haftalık (21 gün) keyifli tatil, fabrikasında sabah 9 akşam 5 çalışan, günün 2 saatini yolda geçiren, 8 saati uyuyan ve sevdiği adamı / kadını toplamda 4-6 saat arası görebilen 5 adet işçinin yıllık (365 gün) maaşından daha fazla tutuyor. 

5 işçinin 365 gün’lük maaşları toplamı 42,060 tl. ali’nin 3 haftalık tatili ise 45 bin tl. 5 kişi bütün bir sene çalışarak bu parayı kazanıyorlar. bu parayla her gün işe geliyor ve işten eve dönüyorlar. bakkal’dan ekmek, süt, yumurta alıyorlar. ayda 1 gün kasap’tan et alıyorlar. çocuklarını okula gönderiyor, hastalandıklarında hastane’ye götürüyorlar. elektrik, su, doğalgaz faturası ödüyorlar. daha az yakıt maliyeti karşılığında soğuk bir evde oturuyorlar. kıyafet alıyor, çocuklarına harçlık veriyorlar. ortalama 4 kişilik bir aile reisinin evine bu asgari ücret karşılığında günlük 23 tl giriyor. her bir birey için günde ortalama 8 tl harcayabilirler yani.
ali zamanında atalarının yapmış olduğu akıllı hamleler sebebiyle son derece güçlü, oturaklı, onurlu ve mutlu. ali yılda 9 milyon tl, günde 24 bin tl kazanıyor ve çok mutlu. ali’nin fabrikasında çalışan hasan abi ise 45 yaşında. ruhunu, bedenini, zaman zaman ise onurunu saati 3,8 tl’den ali’ye satıyor. akşam eve geldiğinde kendini ali kadar güçlü, başarılı ve onurlu hissetmiyor. eşini günde sadece 4-6 saat arası görüyor.

ali atalarının yapmış olduğu akıllı hamleler sebebiyle bundan tam 34 yıl önce dünyaya bir sermaye sahibi olarak geldi. anaokulundan liseye kadar 4-5 kişilik sınıflardan oluşan butik özel okullarda, liseyi robert kolejinde, üniversiteyi amerika’da okudu. yüksek lisans’ını ingiletere’de yaptı ve türkiye’ye dönerek kurulu olan işin başına geçti ve mutlu bir evlilik yaptı. bütün bu eğitimi almadan da işin başına geçebilir ve mutlu bir evlilik yapabilirdi.
sermaye bütün seçenekleri aynı yola çıkartır.
bu yıl kazandığı 9 milyonun bir kısmını işine yatırarak kapasiteyi arttırmayı ve yaklaşık 300 yeni köle daha çalıştırmayı planlıyor. ali sermaye sahibi.
bundan 45 yıl önce dünyaya gelen hasan abi ise sermaye sahibi değil. hiçbir zaman da ol-a-madı. çünkü bile bile lades olmak istemedi. sermaye sahibi olabilmek adına atabileceği tek bir kurşunu yoktu. eğer olsaydı da o kurşunun kafasının arkasından çıkacağını iyi bilecek kadar akıllıydı. 

hasan abi’nin 24 yaşında bir oğlu var. bu sene boğaziçi’nden mezun oldu. mercedes firmasıyla satış pozisyonu için görüşmeler yapıyor. yaklaşık 4000 tl net maaşla işe başlayacağını öngörüyor. hasan abinin oğlu erdem saati 21 tl’den ruhunu, bedenini ve zaman zaman onurunu mercedes firmasına satacak. günün 10 saatini işte, 8 saatini uykuyla, 2 saatini trafikte geçirecek. eşini günde 2 ila 4 saat arasında görebilecek. eşi mercedes satış müdürüne ünvanı ve apoletinden ötürü gurur dolu gözlerle bakacak erdem’e. mortgage ile ev alacak her ay 2500 tl ödeyecekler. kalan 1500 tl ile erdem maaş zammı ya da pozisyon alana kadar kıt kanaat geçinecekler.
erdem sistemin ona verdiği apolet sebebiyle mutlu ve susacak.
hasan abi susmak zordundaydı ve sustu.
ali ise daha ucuz iş gücü için kendine bangladeşte yer bakıyor ve haftaya newyork knicks maçını izlemek üzere newyork’a uçacak.


Uzan ailesinin efsanevi batış öyküsü

Uzan ailesi 1990’lı yıllarda gerek özel gerek kamuya ait olsun satılan her şirkete alıcı çıkıyordu. Ancak Uzanlar’ın asıl ilgi odağı özelleştirme kapsamındaki şirketlerdi. Demirel hükümeti döneminde özelleştirme ihalelerinin gedikli müşterileri olan Uzanlar, Trabzon , Gaziantep, Urfa, Bartın Çimento fabrikalarına milyonlarca dolar ödeyerek satın aldılar. Asıl çıkışlarını ise Koç ve Sabancı Holding’in de alıcı olduğu Çukurova ve Kepez Elektrik’in hisselerini satın alarak gerçekleştirdiler. Çukurova Elektrik’in (ÇEAŞ) devlete ait yüzde 11.25’ini, Kepez Elektrik’in ise 25.39’unu satın alan Uzan Grubu, yıllık net kârı 500 milyar olan şirketin yönetimini ele geçirmek için harekete geçti. Para karşılığı hisselerin vekâletini toplamaya başladılar. Bu arada Uzanlar, küçük hisseleri toplayarak hissedarlık oranlarını yüzde 11’den yüzde 60’lara çıkardılar. Hisselerin vekâletlerini toplarken “ÇEAŞ, KİT gibi yönetiliyor, şirketleri daha iyi yönetip, ortaklara daha çok kazandıracağız” sözü verildi. Ancak yönetim Uzan ailesine geçtikten sonra hissedarların beklentileri gerçekleşmedi. Uzan grubu ile Sabancı grubu karşı karşıya geldi. Kavga Sabancılar’ın ÇEAŞ’taki hisselerini Akbank kanalı ile Adabank’a satması ile bitti. Türkiye’de demir çelik sektörünün ilk özel kuruluşu olan Metaş’taki kamu hisseleri de bu yılın nisan ayında 57 milyon 900 dolara Uzanlar’a ait Rumeli Çelik’e geçer.
Her satışa alıcı oldular

Özelleştirmeden aldığı bir diğer şirket de Türk Otomotiv Endüstrisi (TOE) olmuştur. Sadece arazisine 500 milyar lira değer biçilen TOE, 242 milyar liraya satın alan Uzan ailesi Başbakan Demirel’in sözüne karşın 450 işçinin iş akdini feshetti. Borçları nedeniyle icralık olan Türkiye’nin en büyük alüminyum üreticisi şirketlerinden Nasaş’ı açık arttırma da 1 trilyon 1 milyar liraya Uzanlar’a ait İmar Bankası satın aldı. Şirketlerinin sayısını 128’e çıkartan ve Türkiye’nin en büyük grupları arasına sokan Cem Uzan, en büyük tutkularından biri olan futbol alanına da el atmakta gecikmedi. 1992 yılında Emin Cankurtaran’dan İstanbulspor’u satın alan Uzan, takımı birinci lige çıkarmak için büyük paralar harcadı. Ancak asıl amacı olan Galatasaray Kulüp Başkanlığı’nı elde etmek bir yana kulüp üyeliğinden de çıkarıldı. 1993 yılında Uzan grubu, PTT’nin mobil ihalesine girmeden ihaleyi kazanan firmalarla ortak şirket kurarak santralların yapım ve işletmesini üstlendi. İhaleyi kazanan konsorsiyumdaki şirketler santral yapmak ve işletmek amacıyla kurdukları şirkete Uzanlar’ın Rumeli Holding’ini ortak aldılar. 10 milyar lira sermayeli “Telsim” şirketinin yüzde 49 ile en büyük hissedarı Rumeli Holding oldu. Bir yıl sonra Uzanlar, çoğunluk hissesini ele geçirdiler. 1993 yılında iktidarda olan DYP-SHP koalisyon hükümetinde bankalardan sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller, yolsuzluklardan sorumlu Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu’na gönderdiği raporda İmar Bankası’ndaki usulsüzlüklere dikkat çekiyordu. 20 Ocak 1992 tarihli Bankalar Yeminli Murakıpları’nca hazırlanan raporda banka kredilerinin neredeyse tamamına yakınının düşük faizle grup şirketlerine verildiği, banka yönetimindeki üç kişiye usulsüz kredi açıldığı, bilançoda sahtecilik yapıldığı, ailenin banka mallarını üzerine geçirdiği, Adabank’ta da benzer şekilde Uzan ailesine teminatsız krediler verildiği iddialarına yer veriliyordu. Yine aynı yıl, aile Süper Oto Şirketi’nin yurtdışından ithal ettiği SEAT otomobilleri için 25 milyar lira vergi kaçırmakla suçlandı. Ancak tüm suçlamalara karşın hükümet Uzan ailesi üzerine gitmedi ya da gidemedi.



Ailenin kara günleri başlıyor


2000’li yıllar, ailenin bütün kazanımlarını bir bir kaybettiği ve sonu firarla sonuçlanan kâbus dolu bir dönem oldu. SPK 2000 yılında Çukurova Elektrik ve Kepez Elektrik’i incelemeye aldı. Çünkü bir yıl öncesine kadar kâr eden şirketlerin o yılki bilançolarında zarar gözükmektedir. Bu iki şirketin kaynaklarının gruba ait zarar eden şirketlere aktarıldığı, şirketin yüksek miktardaki nakit parasının Uzan ğrubuna ait İmar Bankası’na düşük faizle yatırıldığı, buna karşılık yatırım ve cari harcamalar için nakit ihtiyacı olduğunda ise yine grup bankalarından yüksek faizle kredi kullandırıldığına dikkat çekiliyordu. ÇEAŞ’tan değişik yöntemlerle grup şirketlerine milyonlarca dolar aktarıldığının saptandığı belirtiliyordu. Kârlı bir şirket olan ÇEAŞ, her yeni şirket alımında Uzanlar için bir nevi banka işlevi gördü. Çimento fabrikalarının alımında olduğu gibi Telsim’in kuruluşunda da bu şirketten kaynak aktarıldı. Karşılığında Telsim’in yüzde 15 hissesini ÇEAŞ’a devrettiler. Sözleşme gereği ÇEAŞ, faaliyet alanı dışındaki alanlarda yatarım yapamazdı. Usulsüz bu işlemler nedeniyle SPK, şirket yönetimi için yirmiyi aşkın suç duyurusunda bulunuldu. Bu suç duyurularından beşi için dava açıldı.1 Temmuz 2000 tarihinde Çukurova ve Kepez Elektrik’in merkezi, mali polis tarafından basıldı ve belgelere el konuldu. Ayrıca Çukurova ve Kepez Elektrik ile Metaş Metalürji A.Ş’nin borsadaki işlemleri geçici olarak durduruldu ve özelleştirmeden alınan beş çimento fabrikasının hisselerinin Çukurova Elektrik’e devredilmesinde ve grup bankalarından kullandırılan kredi hesaplarındaki usulsüzlük tespit edilerek 15 milyar 600 milyon lira ceza kesti. Antalya Sulh Ceza Mahkemesi’ne açılan davada da Kepez Elektrik A.Ş’nin ortağı Kemal Uzan’ın alım satım işlemlerini borsada tescil ettirmediği ve istenen belge ve bilgileri SPK’ye göndermediği gerekçesiyle Kemal ve Yavuz Uzan hakkında iki yıla kadar hapis ceza isteniyordu. Ancak Uzan kardeşler, ÇEAŞ ve Kepez Elektrik yönetim kurularının kararlarına “muhalif kaldıkları” için ceza almaktan kurtuldular.



Kepez Elektrik’e haciz
Vergi borcundan dolayı Kepez Elektrik’e 2001 yılı Ocak ayında 16.6 trilyon liralık haciz geldi. Aynı yıl Berke Barajı’nın ana inşaatını yapma işini üstlenen İtalyan İtalstrade de işi bırakma kararı aldı. Berke Barajı’ndaki gecikme nedeniyle oluşan zarar 40 milyon dolar olarak hesaplanıyordu.

1999 yılında Uzan ailesi içinde de sorunlar başlamıştı. Rumeli Telekom’un başkanı Kemal Uzan, istifa etmediği halde oğlu Hakan Uzan tarafından etmiş gibi gösterildiği iddiasıyla dava açtı.



‘Telsim borcunu ödemiyor’


Telsim şirketinin borcunu ödemediği gerekçesiyle 2001 yılında Motorola firması, New York Borsası’na “Telsim borcunu ödemiyor” bildiriminde bulundu. Motorola, Inc, iki milyar dolar borcu olan Telsim’in mevcut hisse sayısını arttırarak şirketlerinin payını yüzde 66’dan yüzde 22’ye indirdiğini açıkladı. Bu arada Finlandiyalı Nokia firması da Telsim’den 240 milyon dolarlık borcunu alamadığı için Motorola gibi ABD’de dava açtı. Motorola’ya olan 2 milyar dolarlık borcunu ödemeyen Uzan ailesi için ABD yönetimi resmi olarak devreye girdi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman, Türkiye ile resmi düzeyde temasa geçerek bu sorunun Türkiye’nin uluslararası mali itibarını etkileyeceği uyarısında bulundu. Nokia, Uzanlar aleyhine açtığı davayı kazandı ve 35 milyon Avro’luk alacağının 25 milyon Avro’luk bölümünü tahsil etti. Motorola şirketi de Uzanlar’ın Londra ve New York’taki ev, helikopter ve yatlarına el konması için harekete geçti. Amerikan Motorola şirketinin talebi üzerine Uzanlar’a ait 2 uçağa Paris ve Berlin’de el konuldu.



Genç Parti, batış ve kaçış...

Cem Uzan, grubun 46. yıl kutlamaları nedeniyle Türkiye çapında geziler yaparak ülke sorunları hakkında uzun konuşmalar yaptı. Konuşmalarında popülist milliyetçi söylemle kitlelerin karşısına çıkan Uzan, bir anlamda birkaç ay sonra kuracağı partinin alt yapısını hazırlıyordu. Motorola ve Nokia davası ile ilgili aleyhte haberlerin her gün rakip gazetelerde manşetleri süslediği 2002 Temmuz’unda Cem Uzan, siyasete gireceğini açıkladı. Birkaç gün sonra da grubun gazetesi Star’da logosuyla birlikte Genç Parti’nin kuruluşu açıklandı. Partinin kuruluş sürecinde, Cem ve Hakan Uzan kardeşlerin Ürdün vatandaşı olduğuna ilişkin belgeler basında yer aldı.

Partinin aşması gereken bir handikap vardır. Seçim kanununa göre, bir partinin seçime katılabilmesi için toplam şehir sayısının yarısında, yani 40 ilde örgütlenmiş olması gerekiyordu. Genç Parti’nin 40 ilde örgütlenmesi henüz yoktu. Hemen kollar sıvandı ve bu özellikle sahip bir partiyi ele geçirip adını Genç Parti olarak değiştirmek gerekiyordu. Aranan parti bulundu. 1992 yılında Hasan Celal Güzel’in kurduğu Yeniden Doğuş Partisi, Cem Uzan’ın operasyonuyla ele geçirildi ve genel kongrede partinin amblemi ve adı değiştirilerek Genç Parti’ye dönüştürüldü. Hasan Celal Güzel, eski partililerini “partiyi para ve hediyeler karşılığında Genç Parti’ye satmak” ile suçladı. Genç Parti 12 Ağustos 2002’den itibaren seçim mitinglerini başlattı. Ünlü sanatçıların konser verdiği dönerli pilavlı ikramların yapıldığı mitinglerde kürsüye çıkan Cem Uzan’ın vaadleri espri konusu oluyordu. Uzan konuşmalarında KDV’yi sıfıra indireceklerini, mazotu 1 liraya satacaklarını, üniversite sınavlarını kaldıracaklarını, ev ve arabası olmayanlara düşük faizli kredi vereceklerini vaat ediyordu. Toplam 147 miting yapan Uzan’ın konuşmalarının tamamı sahibi olduğu Star Gazetesi ve Star televizyonundan duyruluyordu. 4 Ekim 2002’de RTÜK Star, Starmax ve Kanal 6’ya beş gün yayın durdurma cezası verdi. 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonucunda Genç Parti’nin aldığı yüzde 7.2’lik oy oranı herkesi şaşırttı.


‘Gücün buna mı yetiyor..’

Cem Uzan, seçim sonrasında da mitinglerini sürdürdü. Ancak 2003 tarihinde beklenmedik bir gelişme oldu. Çukurova ve Kepez Elektrik’e el kondu. Bu iki şirkete el konması Berke Barajı’nın da Uzanlar’ın elinden çıkması anlamına geliyordu. Enerji Bakanlığı’nın bu iki şirkete el koyma gerekçesi, “sözleşme hükümlerinin sürekli ihlal edilmesi”ydi. Uzan’a göre el koyma kararı tümüyle siyasiydi. Ertesi gün Uzan’ın gazetesi Star, Başbakan Tayyip Erdoğan’a hitaben, “Gücün buna mı yetiyor Kalleş?” manşeti ile çıktı. Cem Uzan’ın Başbakan’ı hedef alan sözleri giderek ağırlaştı. 13 Haziran 2003’te Bursa mitinginde Cem Uzan, Başbakan Erdoğan’a, “Ey kalleş adam, sana tapulu malım olan ÇEAŞ ve Kepez’i yedirirsem bana da adam demesinler. Sende Allah korkusu kalmamış, sen Allahsız olmuşsun, Allahsız herif!” diye sesleniyordu.

Bu arada grubun bankalarında mevduatlar hızla çekilmeye başlanmıştı ve bankalar da ciddi sarsıntı geçiriyordu. 4 Temmuz 2003’te BDDK, İmar Bankası’na, 23 gün sonra da Adabank’a el kondu. BDDK, bundan sonra da Uzanlar’ın mallarına ve banka hesaplarına ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Bir ay sonra ise Uzanlar’ın ev ve ofisleri, yazlıkları ve çiftliklerine baskın düzenlendi ve baba Kemal Uzan, küçük oğlu Hakan, Yavuz ve Bahattin Uzan hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Ancak Kemal ve Hakan Uzan, çoktan sırra kadem basmıştı. BDDK Başkanı Engin Akçakoca, İmar Bankası’nda resmi ve gayri resmi kayıtlar olduğunu, bankanın resmi makamlara bildirilen 750 trilyonluk mevduatın aslında daha büyük olduğunu açıkladı. Uzanlar’ın malları TMSF’ye devredilerek açık arttırma yoluyla satıldı. Yurtdışına çıkış yasağı bulunan Cem Uzan, hükümetle anlaşma yolları aradı, ancak umduğunu bulamadı ve hakkında açılan davaların aleyhine sonuçlanacağını öğrenince, Şeker Bayramı’nda o da Fransa’nın yolunu tuttu. Böylece Uzan hanedanlığı çökmüş oldu.


İki Kardeşin Anlaşamamasından Doğan İki Dev Marka: Adidas ve Puma'nın Hikayesi

ikinci dünya savaşının hemen öncesindeki yıllarda almanya’nın herzogenaurach şehrinde adolf dassler ve rudolf dassler adında iki kardeş yaşamaktaydı.
bu kardeşler ayakkabı yapıp satmak için kendilerine bir atölye açmışlardı ve ismini de gebrüder dassler ohg  koymuşlardı. bu firma genelde atletizimcilere hitap eden modeller yapıyor ve yaptığı ayakkabılar da oldukça kaliteli oluyordu.
ilk başlarda annelerinin çamaşırhanesinde elektrik olmadığı için, bisikletten elde ettikleri enerjiyle, deri parçaları keserek ve kesilen derileri de ayakkabı yaparak değerlendiren dassler kardeşlerden adi, ayakkabıları tasarlayıp üretirken; daha dışa dönük bir karaktere sahip olan rudi ise satışını gerçekleştirmeydi.
ikili en sonunda büyük bir atak yaptı ve amerikalı atlet jesse owens ile 1936 yılında yapılacak olan berlin olimpiyatlarında kendi ayakkabılarını giymesi için anlaştı. düzenlenen olimpiyatlarda abd'li jesse owens, gösterdiği muhteşem performans ile adi ve rudi’nin ayakkabılarını giyerken toplam 4 altın madalya kazandı ve bunun sonucunda ikilli büyük üne kavuşmuş oldu.
fakat bu durum, iki kardeş arasındaki gerilimi ve kıskançlığı daha da arttırmaktaydı. işin ilginç tarafı ise adi ve rudi’nin anlaşamaması, bu ikilinin eşlerine de yansımıştı ve aynı şekilde eşleri de birbirleri ile geçinememeye başlamıştı.
o yıllarda adolf hitler’in yükselişi ile birlikte, iki kardeş nazi partisine katılmış ve hatta adi, wehrmacht * için savaş botu üretimine katkıda bulunmuştu.
ikili arasında gerilim tırmanırken olayların koptuğu an ise: müttefikler ikinci dünya savaşı sırasında herzogenaurach’ı bombalarken; adi, eşi ile birlikte olaylardan kaçmak için sığınağa geldiğinde, oraya daha önceden gelen rudi ve karısının yanında, müttefikleri kast ederek: “kahrolasılar, yine geldiler” demesi ve rudi’nin ise bu sözün kendisine söylenildiğini sanmasıdır.
iki kardeş arasındaki kavga o kadar ilerlemişti ki; savaştan sonra amerikalıların yayınladığı bir istihbarat raporunda, amerikalılar tarafından yakalanan rudi’nin, kardeşi adi tarafından ihbar edildiği yazmaktaydı.
takvimler 1948 yılını gösterdiğinde, bu uyumsuz ikili yollarını sonsuza kadar ayırdı ve aurach nehrinin iki yakasında kendi fabrikalarını kurdu.
adi dassler, kendi isminin kelimelerini taşıyan adidas firmasını, abisi rudi dassler ise pumafirmasını kurmuştu.
bu fabrikalar, herzogenaurach şehri’de savaş sonrası şehrin kalkınmasına çok yardımcı oluyordu ama bir yandan da bu iki kardeşin kavgası, kasaba halkına kadar sıçramıştı ve kasabayı adidas’cılar ve puma’cılar olarak ikiye ayırmıştı.
zamanla bu ayrım o kadar büyümüştü ki: adidas çalışanlarının adidas giyen çocukları, puma çalışanlarının puma giyen çocuklarıyla oynamamaya, yetişkinler birbirini görünce selam vermemeye başlamıştı. hatta adidas'dan birinin puma’dan biri ile evlenmesi bile yasaklanmıştı.
bu durum yıllarca büyüyerek devam etti ve artık sadece adidas çalışanları ve puma çalışanları ile sınırlı da değildi. resmen tüm şehir birbirine hasım olmuştu ve herzogenaurach şehri, yöredeki insanların, birisiyle konuşmadan önce ayakkabısının markasına bakmaya başlamasından dolayı, “eğik boyunların şehri” olarak anılmaya başlanmıştı.
bu kavga böyle uzun yıllar devam ederken, rudi 1974 yılında, adi ise 1978 yılında öldü. fakat inanılması güç olsa da; ikili öldükten sonra bile hasımlık devam ediyordu. şirketler birbirini devamlı şikayet ediyordu ve hatta bazı olaylara fıfa bile müdahil olmuştu. ta ki.. 21 eylül 2009 yılına kadar...
iki şirketin cio'ları 21 eylül dünya barış gününe iki şirketin çalışanlarının katılacağı bir dostluk maçı ayarmasına karar verdi ve yapılan maç ile birlikte 61 yıllık hasımlık da son bulmuş oldu.
işte dostlar; bir adidas süperstar 'ı 350 liraya alıyorsak sebebi hep bunlardır.
kaynaklar:


Binlerce İnsanı Mağdur Eden İmar Bankası'nın Zamanında Uyguladığı İnanılmaz Çakallıklar

1984 yılında Uzan Holding tarafından satın alınan ve aslen 2003'te, resmen ise 2005'te batan Türkiye İmar Bankası, o dönemlerde para kazanmak için acayip yöntemler uyguluyordu. İşte onlardan bazıları.

imar bankası, paranıza her zaman diğer bankalardan daha fazla para verirdi

paranı 1 sene bankada tutarsan 1 liran 2 lira olurdu diyelim...

önceden planlandığı için olay şöyle oluyordu; ocak ayında bir kampanya başlatıyorlardı (ocak'ı salladım). ocak ayında paranı bankaya yatırırsan 1 sene sonra 1 liran 2 lira olacak vs... şeytan ayrıntılarda gizlidir.

ocak ayında paranı bankaya yatırdın, kasım ayında bi yaygara çıkartırlardı "banka batacak çabuk paranızı kurtarın" diye... ee bizim gariban halkımız napıyor? napacak, gerekeni yapıyor; hemen bankaya koşup anaparasını kurtarmaya çalışıyor...

paranı bankadan kurtarmak istediğin zaman banka memuru ne diyor?

"efendim paranız 40 gün daha kalırsa faizi ile birlikte çekersiniz..."

doğal olarak başlarım faizine diyorsun, paramı kurtarayım... çünkü cem uzan harika bir şekilde tüm bankada parası olanlara bankanın batacağını söylettirmiş...
bu bankanın şöyle bir gelir sistemi vardı


kepez ve çeaş'ın genel kurullarında bir şekilde yönetim hakkı devralan uzan ailesi fertleri, nakit akışı çok yüksek ve karlı olan bu 2 şirketin gelirlerini imar bankası'nda vadesiz mevduat hesaplarında tutuyorlardı. bilançoda nakit değerleri hayli yüksek gözüken kepez ve çeaş ise imar bankası'ndaki paralarını kullanacağına, imar bankası'ndan yüksek faizle kredi kullanarak finansman sağlıyordu.

aslında yapılan örtülü bir kar transferi idi. kepez ve çeaş'ın karları böylece uzan ailesinin cebine girebiliyor, devletin milyonlarca tl vergi kaybı oluyor, küçük yatırımcı ise zarar ediyordu.

işin garibi, tüm bunlar yaşanırken kimse uzanlara dokunmuyordu.
elde ettiği geliri sadece kepez ve çeaş üzerinden tanımlandırırsak, suistimal konusunda profesyonel olmuş uzan ailesi'ne haksızlık etmiş oluruz


müşterilerin talebi olmadan mudilerin hesaplarını offshore hesaplara taşıma, hazine bonosu satmaya yetkisi olmamasına rağmen ellerinde doğal olarak bulunmayan hazine bonolarını ve devlet tahvillerini mudilere satma gibi işlemleri de zamanında gerçekleştirmiş bir bankadır.

o dönem gazetelerin ilan sayfalarına ilan verebilen ikrazatçıları, tefecilik yapanları tespit edebilen düzenleyici ve denetleyici kurumların gazetelerde çarşaf çarşaf hazine bonosu satış ilanları veren imar bankası'nı tespit edememesi ise gayet düşündürücüdür.

https://seyler.eksisozluk.com/binlerce-insani-magdur-eden-imar-bankasinin-zamaninda-uyguladigi-inanilmaz-cakalliklar

29 Ağustos 2019 Perşembe

prezervatif fiyatlarına büyük zam. GÖRÜLMEMİŞ TEPKİ VAR

% 20 civarı  bir zam gelmiş hayırlı olsun.

https://www.akakce.com/prezervatif.html

https://www.hepsiburada.com/prezervatifler-c-26012196

https://www.migros.com.tr/prezervatif-jeller-c-4d4

https://www.ok.com.tr/kategori/prezervatifler/4

https://www.n11.com/saglik-ve-medikal-urunler/cinsel-saglik-urunleri/prezervatif

Galatasarayın düştüğü PSG'li Real MADRİD'li grup için bir taraftarın gruptan çıkma yorumu

çıkma şansımızın çok yüksek olduğu gruptur. brugge'u zaten saymıyorum, içeride dışarıda tokatlarız. psg ne kadar pahalı kadroya sahip olsa da şampiyonlar ligi'nde başarı gösteremiyor, gitsin fransa ligi'nde nantes'i yenip şov yapsın. real madrid bu sezon bayağı kötü, atletico madrid'den 7 yiyen takıma biz de en azından 3-4 tane atarız. ayrıca var sistemi olduğu için hakemler r. madrid'i kollayamayacak. o yüzden de 1. bitirmemiz hiç zor değil.

Türkiye, Dış Borcunu Ödemezse Ne Olur?

Ülkenin dış borcunun sürekli olarak gündemde olduğu şu günlerde bu soru da ister istemez akıllara gelebilir. Türkiye, dış borcunu ödemezse ne olur, ne gibi yaptırımlara maruz kalır?


tabii ki türkiye, dış borcunu ödemek  zorunda değildir fakat ödememenin maliyeti ödemenin maliyetinden katbekat fazla olduğundan dolayı ödemek daha akıllıca bir seçenektir.
ödeyemeyeceğini belirtmek ise çok daha farklı bir durumdur, ki bu durumda imf'nin kapısını çalarak standby anlaşması yaparak koşullar konusunda uzlaşmanız gerekir. imf borç para vererek sizin borçlarını çevirebilmenizi sağlar ama bunun da bir bedeli olacaktır ve genel olarak gelişmekte olan ülkelerde son derece gevşek olan maliye politikası nedeniyle kriz çıktığından dolayı imf bütçe açıklarını ciddi şekilde kısacak sıkı maliye politikalarını takip etmenizi şart koşar.

yalnız bu noktada önemli iki nokta var

1) dış borç kime ait?
2) tl mi yoksa dolar mı?
dış borcun çoğu özel sektöre ait ki bu da aslında 2001 krizinden sonraki derviş politikalarının bir sonucu. buradaki temel unsur devletin dış borç almasının önüne geçmek ki bunun bütçe disiplinine iki olumlu etkisi var.
ilki özel sektörün devlete kıyasla daha rasyonel bir şekilde bu borcu üstleneceği varsayımı ki bence doğrudur. çünkü devlet bütçesini yöneten siyasetçi kendisinin olmayan parayı yönetmekte olduğundan dolayı disiplinden kopmaya teşnedir. ikincisi ise, devletin dış borç almaması aslında iç borç alabilmesinin önünü açarak, ki bu borç genelde tl cinsinden olur. aslında devletin iç borcumu ödemiyorum demesine bile gerek yoktur. biraz bütçe açığı vererek, biraz enflasyonu yükseltici politikalar izleyerek bu borcu zaten kolaylıkla ödemeden eritmeyi başarabilir.
aslına bakarsanız, abd'nin yaptığı da bunun global ölçekteki versiyonu neredeyse. genişlemeci para ve maliye politikalarıyla, bastıkları dolar iç piyasalarında neredeyse hiç enflasyon yaratmadan gelişmekte olan ülkelere akıyor. daha sonra sıkı politikalara geçtiklerinde ise önceden kendilerine oluşmayan enflasyon, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon yaratıyor, yani enflasyon ihraç etmiş oluyorlar. tabii ki amerikan iç piyasasında da bir enflasyon yaratılıyor fakat o kadar para basılmasına rağmen oluşması gereken enflasyonun çok az bir kısmı kendilerinde yaşanıyor, ki yaşanmaya başladığı anda da para politikasını sıkılaştırıyorlar ve bundan hemen hemen hiç etkilenmiyorlar.
bu tabii ki, doların dünya hakimiyetinin bir sonucu olarak gerçekleşiyor. kısmen iç piyasada tl borcunu devlet de tam bu şekilde olmasa da benzer şekilde ödemiyorum demeden ödememenin ya da az ödemenin yollarını bulabiliyor. tekrar hatırlatmakta fayda var, dış borcun ciddi bir kısmı özel sektöre ait. şimdi eğer türk özel sektörü, toplu halde iflas bayrağını çeker ve borçlarını da devlet üstlenmezse ekonomi durur, işsizlik patlar ve bunun önünü alamayız.
devletin üstlenmesi ise, borç tl cinsinden olmadığından dolayı enflasyonist politikalarla eritilemez hatta tam tersi bu politikalar tl maliyetini de artırır demek. daha önce burada yazanlar oldu, devletin borç stoku düşük özel sektör borcunu üstlenebilir bir şey olmaz dediler ki ben bunu eleştirdim. devlet bu borcu üstlenecekse ciddi şekilde bütçesini kısması gerekiyor ki bu da ya imf programıyla ya da buna benzer programlarla sağlanabilir. yani bütün yatırım bütçesinin neredeyse tırpan yemesi, emekli memur maaşlarında enflasyon oranında düzeltmelere son verilmesi gibi halkı ciddi şekilde fakirleştirecek önlemler demektir.

devletin bu borcu üstlenmemesi durumunda olacaklara geleyim

özel sektör ödeyemezse en fazla batar, ama toplu halde batarlarsa bütün ekonomi durur. para döngüsü felç olur. bu iç piyasada yaşanacaklardı. ayrıca türk şirketlerinin borcunu ödemediğini gören dış piyasalar, bu şirketlere borç vermeyi keser. bu da iç piyasada iflas etmeyen şirketlerin de iflas etmesine sebep olur çünkü borç bulamadan ayakta kalabilen bir özel sektöre sahip değiliz ne yazık ki.
bu durumda da, döviz kurlarının önü alınamaz çünkü ülkenin finans piyasalarına döviz girişi tamamen durmuş olur. devlet eğer üstlenmezse borç stoku o kadar kötü etkilenmez diyecek olanlar da var elbet ama unuttukları nokta şu, borç stoku dediğiniz şey devletin borcu/milli gelir. devletin borcu aynı kalsa bile milli gelir bu durumda düşeceğinden dolayı, kamu borç stoku artmış olur. dolar bazında kesin artar, tl bazında ise enflasyon hesaplamalarında yapılabilecek cambazlıklara göre daha az miktarda artabilir.
yani sonuçta devlet borç üstlenmeden yani toplam borcunu sabit tutarak, kamu borç stokunu artırmış olur, e madem öyle bari borcu üstlen de öyle artsın değil mi sevgili dostlar? çünkü o durumda, risk priminiz yükselse de finans piyasalarına borcun zor da olsa çevrilebileceği görüldüğünden dolayı döviz girişi devam eder, eh bu da ehveni şerdir. devlet bu borcu üstlenip, özel sektörün borç hacminde bir iyileşme yaratacağından dolayı da bu daralma sürecinde en azından özel sektörün borç alma kurallarını, yasalarını, şartlarını iyileştirecek ve özel sektörü katma değerli üretim yapmadan döviz borçlanmasını engelleyecek reformları gerçekleştirebilir.
bu tabii ki serbest finans piyasalarında olacak olan senaryodur. eğer borcun ödenmemesi sonucu alacaklılar dünya ticaret örgütü gibi kuruluşlar üzerinden ceza talep etmeye kalkarsa olacak olan kimsenin ülkemize ihracat yapmaması olur ki dövizin olsa bile sana kimsenin mesela petrol satmaması anlamına gelir bu. yani böyle bir durumda cari fazla veren bir ülke bile olsanız, size mal satışı yasaklanırsa o ülkede yağmalama olayları yaşanması kaçınılmaz olur, bunun cari açık veren bir ülkeye karşı yapılması ise haydi haydi kaçınılmaz olur.

28 Ağustos 2019 Çarşamba

İYİ BİLGİ: Eğer Günde 1 bardak kahve içerseniz..


Kahve günlük hayatın vazgeçilmez içeceklerinden biri haline geldi. Birçok kişi ayılmak için birçok kişi de kahvenin kokusu ve lezzetini çok sevdiğinden vazgeçemez oldu. Bu kadar sevilen kahvenin faydaları ve zararları uzmanlar tarafından sıkça değerlendiriliyor. Yeni bir araştırma kahvenin yağ yakıcı etkisini inceledi. İşte o araştırmada ortaya çıkan sonuçlar ve kahvenin vücudumuza etkileri...

Kahve makinelerinin de yaygınlaşması ile pratik hale gelen kahve yapımı kahve tüketimini son yıllarda arttırdı. Türkiye'de yaşayan insanların %52'si günde 1-2 fincan Türk kahvesi içiyor. İkinci sırada hazır kahveler, üçüncü sırada da filtre kahve yer alıyor.
Güne başlarken uykuyu açmak için, gün içerisinde yaptığımız işlerden daha fazla verim almak ve daha birçok şey için kahve içmek isteriz. Kafeinin zinde tutucu etkisi hayatımızda büyük bir öneme sahiptir. Peki kahvenin vücudumuza yararları nelerdir?
Uzmanlara göre günde bir fincan kahve kahverengi yağları harekete geçiriyor. Kahverengi yağlar yiyeceklerdeki şeker ve yağın yakılmasına yardımcı oluyor ve vücudu ısıtıyor. Kahverengi yağlar, kilo almamıza sebep olan beyaz yağlardan farklıdır. Beyaz yağlar, vücudumuzun kullandığından daha fazla enerji aldığımızda oluşur.
Uzmanlar, kahverengi yağ aktive edildiğinde vücudun kanda dolaşan miktarda şeker ve yağ miktarını kontrol etmede daha iyi bir iş çıkardığını söylüyorlar. Kan glukoz kontrolünün bu şekilde geliştirilmesi, insanları tip 2 diyabetlerden korumaya yardımcı olabilir. Ayrıca özellikle gün içerisinde tüketilen bir fincan kahve Alzheimer riskini de azaltıyor.
Ne kadar faydalı olsa da tüketilen kahve miktarına dikkat edilmelidir. Yüksek dozda kafein tüketimi bağımlılık yapabiliyor. Vücudunuz alıştığında gün içerisinde alışılmışın altında kahve tüketmek öfkeye neden olabiliyor veya yorgunluk hissi yaratabiliyor. Ayrıca özellikle orta yaştaki kişilerde yüksek tansiyona sebep olabiliyor. Bu da kalp hastalıklarını tetikliyor.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

dolar tl de gece yaşanan hareketin sebebi ne

ABD Başkanı Trump'ın Çin'in misilleme adımına Çin'den ithalata tarifeleri 5'er puan daha yükselterek yanıt vermesi, uluslararası piyasalarda sert hareketler yaratttı. 
Çin Yuanı'ndaki değer kaybı Türk Lirası'nda da kendini gösterdi.
Bloomberg HT'nin aktardığı bilgiye göre, dolar/TL  Asya seansı başında kısa bir süreliğine 6.3953 seviyesine kadar çıktıktan sonra 5.80 seviyesinin üzerinde denge bulmaya çalıştı.
Dolar/TL cuma gününü 5.7590'dan tamamlamıştı.

Asya seansında, Japon yenindeki sert değişim nedeniyle paritelerde oynaklık arttı.

Asya seansında, Japon yenindeki sert değişim nedeniyle paritelerde oynaklık arttı.
İşlem saatindeki zayıflık nedeniyle de hareket kısa süreli ancak sert oldu.
Dolar/TL kuru da kısa süreli atak yaşadı. Bunun nedeni ise Japon yeni pozisyonlarının kısa süre içinde hızlıca kapatılması. 
Investing TL/Yen paritesinde uzun pozisyonların kapatılmasının volatiliteyi yükselttiğini vurguladı. 
 Benzer hareket ocak ayında da yaşanmıştı,

Yaşanan sert hareket, 'Flash Crash' olarak değerlendirildi.

Yaşanan sert hareket, 'Flash Crash' olarak değerlendirildi.
BBC Türkçe'nin aktardığı bilgiye göre, Londra merkezli varlık yönetimi şirketinden gelişen piyasalar stratejisti Tim Ash, TL'de yaşanan dalgalanmanın algoritma bazlı bir 'flash crash' gibi gözüktüğünü ifade etti ve ekledi:
"Ancak TL'yi kırılgan kılan başka nedenler de var. Arjantin'deki krizin bulaşma riski, genel riskten kaçınma eğilimi, Merkez Bankası'nın politika seçimlerinin piyasayı tedirgin etmesi gibi."
"Flash crash" denilen ani fiyat hareketleri Karakutu Alımsatımları (Black Box Trading) veya Yüksek Frekanslı Alımsatım  (High Frequency Trading) ve benzeri  bilgisayarlı Algoritmik Alımsatım (Alghoritmic Trading) teknikleriyle ilişkilendiriliyor.

Uzmanlar dolar/TL'de yaşanan ani yükselişi nasıl yorumladı? Sosyal medya üzerinden yapılan yorumları derledik. 👇