17 Ağustos 2019 Cumartesi

O Felakete Tanık Olan İnsanların Gözünden 17 Ağustos 1999 Depreminde Yaşananlar



enkaz altında 9 saatimi gecirmi$ oldugum,hayatımda tam anlamıyla köklü degi$ikliklerin ba$ladıgı tarih..en azından benim hafızamda hep bu $ekilde yer edecek..
yıl 1999 henuz 15 ya$ındayım..cocuk denilecek ya$tayım..bilenler bilir yalova'da aydın 4 sitesi vardır,(aydınkent'in yanında) tatil maksadıyla yazları kalıyorduk bu sitede..
17 agustos'tan bir gun once yani 16 agustos 1999 tarihinde ben ve aynı ya$ grubumdaki gencler ile birlikte "ertesi gun aydınkent ile mac yapalım,yada olmadı ceylankent ile yaparız" $eklinde planlar kuruyorduk..fakat bir sorunumuz vardı, en onemli adamımız,kalecimiz olan bir dostum;yarın maca gelemeyecegini,ailesinin yanına istanbul'a gitmesi gerektigini söyledi..bunun uzerine itirazlar yukseldi.."o olmazsa yeniliriz,mutlaka oynaması lazım" $eklinde..kendisiyle uzun boylu konu$tum,durumu anlattım.kalması gerektigini onsuz maca cıkamayacagımızı söyledim..kendiside beni kıramayarak “1 gun daha kalacagını” söyledi,fakat $ortu olmadıgı icin benden bir futbol $ortu istedi..bunun üzerine bende mavi bir futbol $ortu verdim kendisine..
saat 01.10 site dahilinde bir cardak,kamelya tarzı bir yerde takım olarak oturuyoruz,bir ses;
-beyler benim icimde bir sıkıntı var..sanırım yarın biz bunları yenemeyecegiz..
-sıkma canını..yenerizz..
-hadi gidelim beyler,gec oldu bizimkiler merak edecekler..
-tamam yarın goru$uruz..bana bak iyi konsantre olun haa.
-iyi ak$amlar beyler..
-iyi ak$amlar..
saat 03.02
büyük bir gurultu ile uyandım..15 ya$ında cocuk oldugumdan ve daha once deprem ya$amamı$ oldugumdan belki komik gelicek ama zemin katta olan evimizden iceri kamyon girdi ve duvarı yıktı sanmı$tım..sanki diri diri gomulmu$tum..vucudumu kontrol ettim,herhangi bir darp,yara var mı diye..yoktu burnum bile kanamamı$tı..nefes alıp veriyordum ve her nefes alıp verdigimde nefesimin tavana carptıktan sonra yüzüme geldigini hissediyordum..evet tavan burnumun yakla$ık 10cm uzerindeydi..o esnada bana güven veren bir ses duydum,ses aynı odada kaldıgım annemden geliyordu "oglum deprem oldu,korkma sakın..fakat kolumun uzerinde kolon var,ba$ımda sıkı$mı$ iki duvar arasına,sürünerek yanıma gelip,sacımı cekebilirmisin.." diyordu..aman allahım..bu nasıl bir felaketti..adeta diri diri gomulmu$tuk..
saat 04.00 (avazım cıktıgı kadar bagırıyorum)
etraf zifiri karanlıktı..hani karanlık bir odada uzun bir süre kaldıgınız zaman göz a$inalıgı ile nesneleri görebilirsiniz ya..i$te iceri herhangi bir $ekilde ı$ık girmediginden,o karanlıkta öylece kalıyorsunuz..üst katlardan insanlar sizin tavanınıza yani üzerinize basarak gecip gidiyorlar..seslerini duyuyorsunuz..fakat ne acıdır ki onlar sizi duyamıyor..ses gitmiyor..i$te o anda tek yapacagınız $ey avazınız cıktıgı kadar "imdaatt..yardım ediinn..yok bu sesimi duyann" diye bagırmak oluyor..
saat 07.00 (oksijen azalıyor)
zaman ilerledikce,uykum geliyor,üzerime bir agırlık cokuyor..eczacı olan annem odada karbondioksitin arttıgını dolayısıyla,oksijenimizin azaldıgını söyledi..cok uykum geldi..15 ya$ındaki du$uncem "acaba uyursam,ölümü hissedermiyim.."$eklindeydi..
saat 10.00 (balyoz sesleri)
bagırmalar sonuc vermiyor..sesimi duyan yok..fakat ertesi gun mac yapacagımız arkada$larımızdan biri geliyor evin onune..ismimi söylüyor..cevap veriyorum..ses dı$arı cok zor iletiliyor,duvarlar sesi gecirmiyor..yardım cagırıyorum diyor arkada$ım zor bela duyduktan sonra sesimi..aradan 20 dakika gectikten sonra balyoz ile tavan deliniyor..balyoz sesleri ise hala kulaklarım cınlamaktadır..
saat 11.00 (gun ı$ıgı)
yakla$ık 1 saat süren balyoz ile tavanı delme i$leminden sonra hayatımda hic tanımadıgım bir insan beni yukarı cekmek için elini uzatıyor..yardım uzatan eli tereddütsüz tutuyorum..beni cekiyor yukarıya dogru..gözlerimi acamıyorum..gune$ yüzümü aydınlatıyor..aydınlıgı hic bu kadar cok özledigimi hatırlamıyorum..enkaz altından cıktıktan sonra cıktıgım yere bakıyorum ve öylece kalıyorum,üzerimde bir boxerdan ba$ka hic bir $ey yok,arkada$larımdan biri bir t-short uzatıyor,onu giyiyorum..cıktıgımda apartmanın bahcesinde yatan bir beden goruyorum..üzeri gazete kagıtları ile örtülmü$ fakat kagıtların bir kısmı ucu$mu$,tanımakta gecikmiyorum..kar$ı kom$um,elinde büyüdügüm salih amcanın cansız bedeni yerde yatıyor..
benden 2 saat sonrada annem cıkarılıyor..yaralı..ilk mudahaleyi,beyin cerrahı bir kom$u yapıyor..kısıtlı imkanlarla zar zor bir ambulans bularak ambulanstaki 10 yaralıyla beraber yalova'da stadyumda kurulan seyyar hastaneye gidiyoruz..ortalık toz duman,insanlar $uursuzca hareket ediyor..o esnada bir helikopter geliyor.. "aman allahım bir bu eksikti.."diyorum..
helikopterden inen ki$i ise bulent ecevit..doktorlar ba$ına toplanıyor bulent ecevit'in..askeri helikopter yaralıları ve annemi alıp havalanıyor..nereye goturdukleri hakkında ise en ufak bir fikrim dahi yok..15 ya$ındayım..yer,iz bilmedigim bir yerde yalnız ba$ıma kalıyorum..kalacak yerim,yiyecek yemegim yok..o esnada bana "sana yardım edebilirim"diyen bir kadın ile tanımadıgım halde,caresizlikten dolayı beraber gidiyorum..3 gun 3 gece,sahildeki agacların altında yatıyor,domates,sogan,salatalık ile karnımızı doyuruyoruz..
postane'nin sokaklara seyyar telefon koyduklarını duyuyorum..babama,akrabalara telefon etmek icin hızla postaneye ko$uyorum..fakat oda ne..bir kuyruk nerden baksan 1 km uzuyor,araya kaynayanlar oluyor,herkes gergin oldugundan kuyrukta sık sık kavgalar cıkıyor..cıplak ayaklarımla beklemeye koyuluyorum..saatler sonra sıra bana geliyor..lakin telefonlar istanbul'dan uzagını arayamıyor..kahretsin..benim ise aramam gereken yer amasya-ankara..
hemen istanbul'dan arkada$ları arıyorum.."burdan du$muyor siz,$u telefonları arayıp soyleyin" diyorum..
bu telefondan 2 gun sonra babam cıkageliyor..zorda olsa annemi buluyoruz..helikopter bursa yuksek ihtisas hastanesine goturmu$..
gunler sonra babam ile beraber aydın 4 sahil sitesine gidiyoruz..mac icin kalmasını istedigim arkada$ın annesi ve babası ordalar..arkada$ın öldügünü anlamakta gecikmiyorum..
bana dogru geliyorlar;
"oglum..bir bakarmısın..biz ona benzettik,topraktan anlayamıyoruz,bedeni cok $i$mi$ acaba bu o mu" $eklinde soruyorlar..
arkada$ın sadece bel kısmından belirli bir bolge oldugu icin tanıyamıyorlar..ben ise 16 agustos 1999 gunu ona verdigim mavi futbol $ortundan dolayı,anında tanıyor ve beynimden vurulmu$a donuyorum..ke$ke ona kal diye ısrar etmeseydim..ke$ke git,uzaklara git..deseydim..kal diyen dilimi kesmek istedim o anda..
17 agustos 1999 depreminin uzerinden 7 yıl gecti..dile kolay tam 7 yıl..bu deprem kimilerini ilgilendirmeyebilir fakat beni cok ciddi bir $ekilde alakadar eder..hayatımın dönüm noktasıdır..ya$ayan,icinde olan cok daha iyi bilir bunu..dedim ya aradan 7 yıl gecer,yalova'ya donerim bir vesile ile,deprem anıtına gitmek isterim..anıta dogru yol alırken gordugum bir tabela tuylerimi diken diken eder..yalakalıktan koku$mu$,curumu$ yalova belediyesi 17 agustos 1999 depreminde bir cok ki$inin ölümüne sebebiyet veren muteahhit cevdet aydın'in ismini bir parka vermi$tir.."siluetini sevdigiminin turkiye'si" der,yumrugumu sıkarak yürürüm..anıta ula$ırım..deprem anıtındaki binlerce isim arasında gözlerim ya$lı olarak bir zamanlar mavi futbol $ortu verdigim,kaleci arkada$ımın ismini arar dururum öylece..
bu da benim hayatımda en azından benim hic unutmayacagım bir anımdır..
valla kime neyi hatırlatayım,neyi unutturmamaya calı$ayım bilmiyorum ama ben hayatım boyunca unutmayacagım o mavi futbol $ortunu ve gecirdigim gunleri..

----------------------------------

16 ağustos 1999/gölcük
askerden geleli 19 gün olmuş.
gölcük sıcak...ama öyle böyle değil, çok sıcak.
sabah saat 10.00 civarı sağlık ocağına gittim ayağımdaki alçıyı aldırdım. nasıl rahatladı ayağım. alçının içinde pişmiş de ben farkında değilmişim.
öğleden sonra dükkandayım, liseden arkadaşlarım geldi. erkan, fahri, ilker, serdar, serkan.
hoşbeş muhabbetten sonra planlar yapıldı, akşam kavaklı sahilindeyiz, takılıcaz..eski günleri yadedicez.
akşam saat sekizbuçuk, altı arkadaş kakara kikiri sahile iniyoruz, ama hala çok sıcak..öyle böyle değil..
serkan'ın evinde almanya'dan misafirleri varmış. "bir kızları var" diyor "yengeniz olur heee şişşşş"..
ilker babasıyla kavga etmiş, ondan yakınıyor. "olmuyor hacı" diyor "olmuyor anasını satayım, aynı işde babayla ol-mu-yor".
serdar gene aynı serdar hiç değişmemiş, zayıflıktan ölecek.
erkan'da benim gibi askerde teskereye tabi ameliyat olmuş yeni gelmiş, iki sakat girmişiz kolkola sağa sola sarkıyoruz, dünya s*kimizde değil.
gece saat oniki buçuk civarı "hadi" diyorum "kalkalım artık , bizde kimse yok. gidelim eve bi çay yapalım sabaha kadar devam muhabbete"
alayı geri vites yapıyor yok efendim geç oldu sabah iş var diyor biri diğeri babamla papazım şimdi dışarda kalmıyım tedirginliğinde serkan efendi misafir kızı görebilmenin telaşında..
bi erkan geliyor beraber gidiyoruz bize..
hatuna tefon açıyorum, o zaman cep telefonu yok bizde.. zaten sayılı adamda var..
pahalı meret.
saat 03.00 civarı telefonu kapatıyorum oturma odaya giriyorum.. erkan sızmış.
-şişş alooo kalk olm çekyatı açalım da rahat yat lan.
+ne yatması olm uyumayamı geldik muhabbet zamanı şimdi eee anlat bakiim naap.......
binanın tüm menteşeleri tüm demirleri yeryüzündeki en korkunç sesi çıkartmaya başlıyor. aman yarabbi hayatımda yaşadığım ve belkide yaşayacağım en büyük korku...
ölmek üzereyiz... her şeyin sonu...
kapının eşiğinin altında sarılıyoruz erkanla birbirimize..
eşhedüenla ilahe illallah....
öyle sıkı tutumuşum ki arkadaşımı ameliyat yeri kanamış, çok sonra farkediyoruz.
ikinci büyük sarsıntının ardından tozdan zindan olmuş sokağa çıplak ayaklarımızla inişimiz. tam önümüzdeki komşu binanın enkazından gelen çocuk ağlaması "anneee annee nerdesiniz?" ömrümünüzün sonuna kadar unutamayacağımız acı tecrübenin ilk detayı olarak hafızamıza yer ediyor. sahi acaba ne oldu o çocuk.
serkan, misafirleri ve ailesinin tamamıyla beraber rahmetli oldu.
bizim dükkanızımız bir daha hiç açılmadı.
ilker'in babası dükkanı ilker'e bıraktı, araları iyi şimdi.
fahri akyazı'ya göçtü, depremden sonra bir daha görüşemedik.
serdar aynı amk. hala zayıf.
aradan yıllar geçti, şimdi kentsel dönüşümle alakalı çalışmalar başladı, hasarlı binalar yıkılacakmış. baktım listeye bizim ev yok. biz mezarımızda oturmaya devam edecez.
artık gölcük'de hava hep soğuk..ısınmıyor.
rabbim ölenlere rahmet etsin, bir daha yaşatmasın.

--------------------------------------------

kalktım üstümde pencereden düşmüş cam kırıkları, ortaokuldayım daha depremi daha önce hiç yaşamadığım için eve hırsız girmiş sanıyorum. bağırıyorum;
-baba evde hırsız var
-babaa nerdesin
-baba
annem sus pus dua okuya okuya odaya giriyor, kardeşimle beni masanın altına alıyor. o an anlıyorum evin beşik gibi sallandığını, sonra hafif ha durdu ha duracak derken yine şiddetleniyor.
her yerde metal ve betonun canavarımsı sesi, tasvir edemiyorum, kardeşim kulaklarını kapatıyor. o ara babam giriyor odaya üstüne dolap devrilecekken kolon kurtarıyor, başı hafif kanıyor. üstümüzde pijamalarla çıkıyoruz dışarıya, her yer zifiri karanlık, her yerde bir insan sesi, ağlaşmalar, uğultular, çığlıklar...
o çığlıklardan birini annem atıyor yan apartmanı görünce, o an bir arabanın farları yanıyor. aslında çığlığı binanın yıkılmasına değil, yan apartmanda oturan arada yardım ettiğimiz, bize güzel lokmalar yapan gönül teyze..
ayaklarımın dibine bakıyorum birinin kafasından kanlar dökülmüş vaziyette yatıyor, solgun, gözleri açık, nefessiz.
donup kalıyorum, onun biraz ötesinde bir küvet içinde hayri amca o da aynı şekilde. ben çığlık atmak istedikçe, boğazım düğümleniyor, acıyor, gözlerimden yaşlar dökülüyor. babam karşımızdaki dönercinin sahibi salih amcadan bir sigara alıyor, aslında o güne kadar muhabbetleri bile yok, sadece meraba meraba.
-salih bey bir sigara rica edebilir miyim
+ne demek aydın bey buyrun.
kardeşim yarı uyuklar vaziyette annemin kucağında, ben korkudan ishal oluyorum. bir okulun bahçesinde sabahlıyoruz, arada geçen muhabbetler kabus gibi;
-afat bu afat, hep bu hayasızlıktan oluyor, açık saçık giyinmeden oluyor. orospuluk yüzünden oldu bunlar..
başka biri
+böyle olacağı belliydi, bu allahın cezası bize.
başka birileri sesli sesli dua ediyor, sanki bir işe yarayacakmış gibi, sanki ölenler geri gelecekmiş gibi.
çimlerin üzerinde oturmak, hayatımda ilk kez bu kadar kasvet verici olmuştu, sanki toprağa çivilenmiştim belki bir daha deprem olursa diye.
sabahındaysa yola koyulduk ankara'ya gitmek üzere, otoban kapalı düzce yolunu tutmuşuz. arada yol kenarında bidonla benzin satan mı istersin, ya da göçüklerden insan yerine hayat yerine dükkanları talan edenleri mi.. bu tarih birçok insan için afetin yaşandığı bir zaman dilimidir, ama içinde olanlar için aradan on bir sene geçse dahi o metalik seslerin, feryat figanların, sessiz ağlayışların anılardan silinmediği bir kabus olmuştur.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder