4 Eylül 2019 Çarşamba

Türk tarihinin en çetin günü.. (ağlayarak okuyacaksınız)

büyük taarruz, istiklal harbimizin muharebelerinin son halkası, büyük bir ustalıkla inşa edilmiş stratejinin mükemmel şekilde uygulanışa koyulduğu bir harekat. 30 ağustos zafer bayramımızın 97. yılı şimdiden kutlu olsun, ulu önder mustafa kemal atatürk'ü, bütün şehit ve gazilerimizi, bütün asker ve milletimizi saygı ve hürmet ile anıyoruz.

taarruz öncesi orduların durumları

sakarya meydan muharebesi'ni, ya istiklal ya ölüm savaşını türk ordusu kazanmış ve yok oluşu engellemişti ama ulusal andımız gereğince, ülke sınırlarımız içerisinde işgalci tek bir asker bırakmama diyetimiz henüz tamamlanmamıştı. sakarya'da kaybeden yunan ordusu, batılı destekçileri ve türk ordusu içersindeki büyük bir çoğunluk dahi yunan'ın anadolu'dan sökülüp atılmasını pek mümkün görmüyordu. general papulas, yenilginin ardından istifa ettiği mayıs 1922'ye kadar cepheyi güçlendirilmiş ve iyice tahkim edilmiş hale getirmiş ve bu şekilde cepheyi general georgios hacianestis'e bırakmıştı. hacianestis de aynı şeyi sürdürmüş ve cepheyi, büyük bir taarruza dahi en az 6 ay kadar dayanacağını düşündüğü bir sertlikte kuvvetlendirmişti. mayıs ayından ağustos'a kadar izmir ile küçük asya'daki ordularının en şark kısmı arasında mekik dokuyordu. hacianestis, bu hattaki ordusunu iyice kuvvetlendirmişti çünkü yine genel bir taarruz isteği vardı ama sakarya sonrasında kaybedilen britanya desteği ve yunan halkı içindeki karışıklıklar bunu engelliyordu. türk ordusunun saldırıya geçeceğine ihtimal dahi vermediği için artık iki ordunun sınırını yeni sınır olarak kabul edip elindeki batı anadolu'yu tutmak birinci göreviydi. yunan ordusunun, türklerin büyük taarruzu başlamadan evvel ön hatlardaki toplam varlığı 140.000 civarı asker, 3.152 hafif makineli, 1.002 ağır makineli tüfek, 344 top, 50 uçak ve 3.818 motorlu araçtı. bunun yanı sıra aydın'da 2 tümen, izmir'de 2 ihtiyat tümeni ve inzibat için 22 evzon taburu, balıkesir-çanakkale cenubunda da 2 tümeni bulunuyordu. cephe dikenli teller ve siperlerle donatılmıştı, yani direniş tam donanımla hazırdı.
türk ordusu'nda ise sakarya meydan muharebesi zaferinin ardından yeterli sayıdan çok uzak bir düzeyde asker kalmıştı. firar oranı %30'u aşmış ve birçok tecrübeli subayı ile askerini savaşta kaybetmişti. bunu aşmak için, sakarya meydan muharebesi arifesinde duyurulan tekalif-i milliye emirleri, son sürat işlevini sürdürüyordu.
şehir, kasaba ve köylerdeki her ev orduya gönderebileceği ne varsa gönderecekti,
kullanılabilir her türlü araç ve gerecin yüzde kırkı verilecekti,
elde bulunan tüm gıda ürünlerinin yüzde kırkı,
mekanik ürünlerde kullanılabilen her türlü madde ve ekipmanın yüzde kırkı,
taşıt görevi görebilecek her türlü canlının yüzde yirmisi,
her türlü silahın yüzde yirmisi,
köylerde bulunan zanaatçıların bilgileri ve neler üretebildiklerinin bilgisi,
halkın elinde bulunan taşıtlardan her ay en az askeriye için 100 km taşıma yapması.

türkün topyekün savaşı, hızla büyüyordu. türk ordusuna ve mustafa kemal paşa'ya duydukları güven, türk milletini göreve çağırmaya yetmişti. 1 yıl sürecek olan hazırlıklar ile, taarruz için ordu donatılıyordu. ama yine de bütün bu desteğe rağmen özellikle meclis, bu taarruzun başarı getirmeyeceğini düşünüyordu. hatta taarruz arifesinde, saldırmanın doğuracağı sonuçları kestiremeyen kalabalığa, mustafa kemal paşa "taarruza inancı olmayanlar istifa etsin, ben bütün mesuliyeti üzerime alıyorum!" demişti. kimisi ise taarruzun hemen yapılmasını istiyordu. bu seslere cevaben mustafa kemal paşa, 6 mart 1922'de durumu özetlemişti;
"ordumuzun kararı, taarruzdur. fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür."
türk ordusu düşmanı anadolu'dan söküp atmakta kararlıydı ama bunu en net şekilde gerçekleştirecekti.
saldırı zamanı yaklaştıkça sakarya meydan muharebesi'nden önce çıkartılan ve üç defa süresi uzatılan ve süresi 4 ağustos'ta sona erecek olan başkomutanlık yasasının süresinin yeniden uzatılması gündeme geldi. bunun üzerine mecliste yine başkomutanlık sesleri yükseldi. ordunun başsız kalmasındaki soruna dikkat çekildi ve bunun yanı sıra mustafa kemal paşa'ya diktatör benzetmesi yapanlar dahi olmuştu! zor zamanlar kesin kararlar almayı gerektirirdi ve türk milleti en zor zamanlarındaydı. "düşman karşısında bulunan ordumuz başsız bırakılamazdı. binaenaleyh, bırakmadım, bırakmam ve bırakmayacağım." diyerek mustafa kemal paşa, dirayetini ve vatanseverliğini tüm ulusa adadı.
türk ordusunda, özellikle taarruzun merkez cephesinde yer alacak olan 1. ordu komutanlığını hiçbir komutan kabul etmiyordu. her biri, bu sorumluluktan ya kaçıyor ya da çekiniyordu. birçok generale teklif sunuldu ama reddedildi. en sonunda, sakallı nurettin paşa'ya bu teklif sunuldu ve kendisi bunu kabul etti. mustafa kemal paşa'nın nutuk'ta en çok eleştirdiği kişilerin başında gelen nurettin paşa artık ordunun merkezini yönetecekti. başkomutan mustafa kemal paşa ise, karargahını yine bu merkeze kuracak ve tüm cepheyi en sıcak noktadan, merkezden yönetecekti. türk ordusu, sakarya meydan muharebesi'nin sağladığı 1 senelik nefes alış sayesinde edindiği, 186.000 asker (büyük taarruz'a katılan: 98.670 piyade ve 5.282 süvari), 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 323 top, 10 uçak ve 208 motorlu araç ile taarruza hazırdı. 

yunan cephe yayılması

yunan ordusu, türk taarruzuna ihtimal vermese de önlemi elden bırakmamıştı. sakarya nehri'nden itilmelerinden sonra, eskişehir hudutlarına doğru cepheyi takviye etmişlerdi. özellikle izmit ve bursa'daki varlıklarını da korumak için kuzeyde yoğun bir savunma hattı kurmuşlardı. cephe şimalde böyleyken güneye doğru upuzun bir çizgi oluşturuyordu. afyonkarahisar, dumlupınar ve uşak dolayları ise, yunan cephesinin en sert savunma bölümüydü. bu bölge, general nikolaos trikupiskumandanlığında tutulmakta ve izmir'e giden yolun ağzı konumunda idi. 15 mayıs 1919'dan beri işgal altında olan izmir'in kurtarılması için, bu bölgenin kesinlikle düşürülmesi gerekiyordu. 

türk ordusu taarruz düzeni

türk ordusu, ankara önlerindeki kazanımları ardından bu hattı her geçen gün takviye etmişti. geliştirdikleri baskın niteliğindeki taarruz için mareşal fevzi çakmak, mustafa kemal paşa ve ismet paşa, kurt kapanı ismini layık görmüşlerdi. bu plana göre, konya'nın garp bölgesine her gün, özellikle cephenin kuzeyinden asker sevk ediliyordu çünkü türk ordusunun taarruzu konya hudutlarından başlayacaktı. her gece, orman içlerinden toplar da gizlice cepheye taşındı ve ilmek ilmek taarruz için hazırlıklar dokundu. kurt kapanı gereğince, önce bataryalara, sonrasında da piyade ve süvarilere büyük bir sorumluluk yüklenmişti. türk ordusunun amacı; baskını başarıyla sağlamak, taarruzun siper savaşlarına dönüşmesini engellemek ve yunan ordusunu bir vuruşta 2'ye bölüp cephe arkasına sarkan süvariler ile yunan ordusunu kuşatıp imha etmekti. yunan'ın geri çekilişi önlenip öndeki ordu imha edilirse, izmir'e hızla girilebilirdi ve izmir düşmandan temizlenebilirdi. taarruz öncesi, konya'da düzenlenen, komutanların hepsinin oraya toplanmasını sağlayan bir futbol maçı organizasyonu düzenlendi ve taarruza katılacak tüm subaylara plan anlatıldı. artık hem ordu hem de subaylar taarruza hazırdı ve bütün türk milleti, bu taarruzun sonucunu beklemeye koyuldu.

taarruz

taarruz tarihi olarak seçilen 26 ağustos gününün ilk saatlerinde, konya'da toplanan türk ordusu, bütün varlığı ile saldırıya hazırdı. 5. süvari kolordusu, ahır dağları üzerindeki iyi korunmayan ballıkaya mevkiinden sızarak, yunan hatlarının gerisine intikale başladı. intikal bütün gece sabaha kadar sürdü. gecenin en zifiri saatlerine kadar hazırlıklar da devam ediyordu. 25 ağustos'ta anadolu'yu ısıtan hava, gecesinde yerini sisli bir gökyüzüne bırakmıştı. sisli hava, türk hazırlıklarını perdelemiş ve yunan'ın keşiflerinden gizlemişti. bunun yanı sıra yunan hattı ardına sarkan birlikler, yunan telgraf hatlarını sabote edip, kabloları koparmıştı. baskın başladığında yunan'ın izmir'le, yani başkomutanları ile hiçbir bağı kalmamalıydı ve kurt kapanından hiçbir yunan kaçmamalıydı. bataryaların ateş alacağı şafak yaklaşıyordu ama henüz sis kalkmamıştı ve mustafa kemal paşa, hava şartlarının vahim durumundan dolayı düşünceliydi. türk ordusunu gizleyen hava, şimdi taarruzunu engelliyordu. saat 03:30'u geçtiğinde, sis dağılmaya başladı ve bataryalar, nihai konumlarında her şeyleriyle taarruza artık hazırdı. başkomutan mustafa kemal paşa, genelkurmay başkanı fevzi paşa ve batı cephesi komutanı ismet paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere kocatepe'deki yerini aldı.

saat 04:30'da, şafak doğudan sökerken, sisin son demleri eşliğinde başkumandan taarruz emrini bütün türk ordusuna verdi. türk kadını'nın kağnılarla cepheye taşıdığı cephaneler, artık taarruz edecekti. sırasıyla birinci bataryadan itibaren tüm bataryalar ateşlendi ve sessizliği bozarak yunan hattı vurulmaya başlandı. sabah saat 6'ya kadar türk topları, yunan hattını mütemadiyen dövdü. yunan hattı kırılgan hale getirildi ve topçu ateşi kesilmeden evvel, bir wagner operası gibi senkronize bir halde türk piyadeleri tınaztepe'ye hücuma geçti.
"madde 345
avcı hattı, kesin neticenin yaklaştığını hissettiğinde hücuma kalkmaktan sakınmamalı, kararını işaretle geriye bildirmelidir. gerideki birlikler ise hemen harekete geçip kayıplara aldırmadan en kısa yoldan yetişmelidirler."
süngü hücumu'na kalkan türk piyadesi, yunan hattına yaklaştı, telleri aştı ve tınaztepe'ye intikal etti. insanüstü bir çaba ile tınaztepe düşmandan temizlendi. taarruz asla durmadı ve türk ordusu belentepe'ye yöneldi. saat 9 sularında belentepe de yunan ordusundan temizlendi. hızlı bir taarruzda türk ordusunun tedariği nasıl sağlayacağını soranlara, mustafa kemal paşa, "düşmandan" diyerek cevabını verdi ve taarruzun asla durmayacağını net bir şekilde belirtti. taarruz başlamadan evvel bütün telgrafların istanbul ve yurt dışı ile bağlantısı da kesilmişti. türk ordusu, özgürlüğünü kan dökmeden kazanmak için sulh girişimlerinde bulunmuş ama görüşmelerde bu engellenmişti. türk'ün tek çaresi taarruzdu ve artık durmak yoktu. kalecik'te yoğunlaşan türk taarruzu, bu bölgeyi de hızla temizledi ve 1. ordu, çiğiltepe'yi ele geçirdi. türk hattı iyice öne çıkmıştı. 27 ağustos günü de devam eden taarruz, afyonkarahisar'da yoğunlaştı ve afyonkarahisar, düşmandan temizlendi. yunan ordusu, bir vuruşta ikiye değil üçe bölünmüştü ve cephe ardı, türk süvarileri ile doluydu.
"süvari talimnamesi
başkomutanın niyetine, amacına uygun olarak hareket edebilmek için, süvari komutanına kendi askerini kullanmasında hareket serbestisi verilmelidir. süvari komutanı hiçbir zaman emir beklemeden sorumluluğu üstlenmeye hazır şekilde, müdahale için fırsattan yararlanmalıdır."
28 ve 29 ağustos günlerinde de türk taarruzları sürdü. bataryalar garba kaydırıldı ve piyadeler hücuma devam etti. cephe ardındaki türk süvarileri de yunan'ı kıskaca alma işlemini tamamlamıştı. artık vakit, kuşatılan yunan ordusunun imha vaktiydi. 

"hacıanesti, mağrur kumandan, gel de ordularını kurtar!" 

30 ağustos günü, başkomutanlık karargahını afyon'a taşıyan mustafa kemal paşa, muharebenin kalbinde, zafertepe'de yerini almış ve savaşı buradan yönetmişti. başkomutanlık meydan muharebesi adı ile anılacak olan bu muharebede, yunan ordusunun büyük bir kısmı kurt kapanına kısılmış ve dumlupınar mevkiinde torbaya alınmıştı. taarruzun en ateşli anı, yunan'ın en sert tepkiyi verdiği an bu andı. türk ordusu, çok değil henüz 1 yıl önce aynı imha taarruzu ile yüz yüze kalmış ama sağ çıkmasını bilmişti. gelin görün ki yunan için durum daha vahimdi. büyük çatışmalar sonucunda yunan'ın direnci kırıldı ve torbadaki 5 tümenlik yunan ordusunun askerleri öldü, yaralandı veya tutsak alındı. taarruzun en net sonucunun alındığı bu meydan muharebesi sonucunda yunan hızla geri çekilmeye koyuldu. aynı günün akşamında kütahya kurtarıldı ve türk taarruzu artık batı anadolu'ya, izmir'e doğru yönelecekti.

"ordular, ilk hedefiniz akdeniz’dir. ileri!"

4 gün kadar kısa bir sürede, aylarca dayanabileceği düşünülen yunan hattı çözülmekle kalmamış, neredeyse imha edilmişti. sağ kurtulan yunan ordusu, dağının bir şekilde izmir ve mudanya yönünde kaçmaya başladı. komutanları kendilerinden 400 km ötede, izmir'deydi ve ne yapacaklarını kendileri dahi bilmiyorlardı. kaçmak tek çözümdü ve türk ordusu'ndan uzaklaşabileceklerini düşündükleri tek yer denizdi ama çoğu o denize ölü ulaşacaktı. general trikopis'e telgraf ile iletilen şifre ile, yunan ordusu'nun yeni başkomutanı olduğu iletilmişti ama bu bilgi, trikopis'e ulaşmadan evvel türk ordusu'nun eline geçmişti. 1 eylül'de süren takip taarruzları ile türk ordusu hem yunan'ı kovalıyor, hem de izmir'e yürüyordu. türk süvarileri inanilmaz başarılar sergiliyordu. cephe ardına sarkmış, kurt kapanını kıstırmış ve kaçış takibini sürdürmüşlerdi. bununla da yetinmeyen türk süvarileri, 2 eylül'de uşak'taki yunan karargahını bastı. general trikopis'in de yer aldığı bu karargahta, 6.000 yunan askerini ve üst düzey subayları tutsak alındı. taarruzun merkezi ile bütünleşen mustafa kemal paşa, gün gün orduyla ilerliyordu. 2 eylül'de yunan orduları başkomutanı general trikopis'in teslimiyetini kabul etti ve kendisine, başkomutan olduğu haberini iletip tebriklerini sundu.
trikopis gerçekten bir centilmendi. keşif yapan bir tür uçağının yunan hatlarının arkasına düşmesi sonucu ölen bir türk binbaşısı ile bir türk yüzbaşısına cenaze töreni düzenleten ve bu törene bizzat katılan bir askerdir. yunan ordusu tarafından eleştirilmesi üzerine şu yanıtı vermiştir: "biz buraya ölülerden intikam almaya değil, canlı ve silahlı düşmanla savaşmaya geldik."(bkz: #7731097)
İsmet İnönü ve Trikopis
nitekim mustafa kemal paşa da trikopis'e gerektiği değeri göstermiş ve onu iyi ağırlamıştır. 
"savaş bir talih oyunudur, general! bazen, en ustası da yenilir. siz, görevinizi yaptınız. sorumluluk talihten geliyor, üzülmeyiniz!" mustafa kemal paşa'nın bu sözlerinde mütevaziliği, trikopis iyi biliyordu. türk ordusu ve başkomutanı, davasında haklıydı ve gerçekten azim ile yetenek doluydu.
türk ordusu, yunan ordusunu dağıtmış ve başkomutanını esir etmişti. dinlenmeksizin ilerleyişini sürdürüp bütün ege bölgesini temizlemek sıradaki göreviydi. yıllardır süren, bitmesi imkansız görünen acılar, artık sona erecekti ve türk milleti, anayurduna sımsıkı sarılacaktı. 7 eylül'de, türk ordusu artık izmir hudutlarındaydı ve aynı gün aydın, bir sonraki gün ise, manisa işgalden kurtarılmıştı. türk süvarileri durmak bilmeden izmir'e girdi. dağınık halde kaçan yunan'ın bir kısmı yolda imha edilmiş veya esir alınmıştı, bir kısmı da izmir'e dönmüştü. şark yönünden izmir'e giren türk ordusu, şehri savunan yunan birliklerini büyük çatışmalar sonucu yenmiş ve şehre girmişti. kurtulan yunan birlikleri limanlara kaçıyordu, türk süvarisi de hemen ardından kovalıyordu. 3 yıl 4 ay önce, izmir'e çıktıkları limanlara kaçan yunan ordusu, gemilere binip derhal açılmaya çalıştı ama birçoğu bunu başaramadı. türk taarruzu sokak çatışmaları ile sürerken izmir körfezine ulaşmıştı. denize dökme eylemi 9 eylül'de gerçekleşti ve birçok yunan askeri, kurtuluşu umdukları denizde can verdi. yüzbaşı şerafettin ise, türk sancağını yaralı olmasına rağmen izmir hükümet konağı'na çekti ve şehir artık yeniden gerçek sahiplerinin oldu. türk taarruzu başarıyla kurt kapanını kısmış, başkomutan'ın ilk hedef emrini yerine getirmiş ve düşmanı denize dökmeyi başarmıştı.

şehirde hala cılız olsa da yunan direnişi sürüyordu

piyadelerin de gelişi ile birlikte izmir sokakları güven altına alınmaya başlandı. 10 eylül günü, başkomutan mustafa kemal paşa, belkahve'de fahrettin paşa tarafından karşılandı ve izmir'e girdi. izmir kurtarılmıştı ama yunan tehdidi sürüyordu. hem güney hem de kuzey yönünde kaçış halinde bulunan yunan ordusu, hala tehlike arz ediyordu ve paşa süvarilere derhal kuzeye yönelme emri verdi. fahrettin paşa ve süvarileri, şehrin güvenliğini başkomutan ve piyadelere bırakıp, derhal kuzeydeki yunan birlikleri üzerine yürüdü. 11 eylül günü, taarruzun kuzey hattı bursa'ya girmiş ve şehri kurtarmıştı. 12 eylül'de mudanya, kırkağaç, urla; 13 eylül'de soma; 14 eylül'de bergama, dikili ve karacabey; 15 eylül'de alaçatı ve ayvalık; 16 eylül'de çeşme; 17 eylül'de karaburun, bandırma ve; 18 eylül'de biga ve erdek yunan işgalinden kurtarıldı. böylece batı anadolu yunan işgalinden tamamen kurtarılmış oldu. türk ordusu 15 günde 450 km katederek imkansızı başarmıştı.
mustafa kemal paşa, karşıyaka'da konaklayacağı eve girerken kapıda durmuştu. bu ipekten kocaman bir yunan bayrağıydı. üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi paşa'nın önüne serilmişti. kapıdaki kalabalık halk: "buyurunuz, geçiniz. bizim öcümüzü alınız! yunan kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. siz lütfedin. bu karşılıkla o lekeyi silin! burası sizin şehrinizdir. bu ev sizin evinizdir. bu hak sizindir."
"o geçmişse hata etmiş. bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. ben onun yanlışını tekrar edemem." paşa derhal bayrağı yerden kaldırttı ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi. bütün dünyanın görebileceği en iyi komutan ve lider, aynı zamanda özsaygısı ve herkese saygısı en üst düzeyde olan birisiydi. fenalığa tevazu ile en sert yanıtı vermişti. türk'ün kesilmiş olan denizle bağı, yeniden tahsis edilmişti.
"ellerimiz deniz kıyısında ve ellerimiz zincirlerle bağlı bir halde bulunuyor ve: “ah bir kere hür olsak da şu denizde bir yüzsek,” diyorduk. işte bugün hürriyetimizi aldık ve zincirlerimizi kırdık, denizde yüzmemize bir engel kalmadı. fakat bir türlü suya giremiyoruz. ayağımızı denize sokuyoruz, soğuk var. dalsak da yüzme bilmediğimiz için batacak, boğulacağız. demek, amaç hür olmaktan ibaret değilmiş. işte meydan. ordu görevini yaptı. memleketin ilim ve bilgi sahipleri memurları, milletvekilleri, iş adamları iş başına geçtiler. kendilerini göstersinler. bu vatanı hür ve mutlu bir hale getirsinler. biz çok müthiş ve amansız düşmanlara göğüs gerdik. sonunda üstün geldik. bugünkü idari zorluklarımız gerçekten çok büyüktür. fakat çalışmakla biz bunları da, yunanlıları olduğu gibi, tepeleyeceğiz ve sonunda üstün geleceğiz. bu amacımızın kazanılması için 5-10 yıl yeterli değildir. bugünkü memurlarımız, fen adamlarımız, ilmimiz ve gücümüz de yeterli değildir. galibiyete yavaş yavaş ulaşacak ve memleket, yetiştireceği memurlarıyla, fen adamlarıyla, eserleriyle sonunda birçok yıl sonra barış ve iyileşme vadisinde muzaffer olacaktır."
sadelik, izahın görkemiydi. türk'ün ateşle imtihanının muharebe evresi böylelikle kapanmış oldu. artık vakit, politik hamlelerin ve anlaşmaların vaktiydi. misak-ı milli sınırları içinde hala yabancı unsurlar bulunuyordu. marmara bölgesi'ni tarafsız bölge ilan eden ingiltere, istanbul merkezli olarak bölgeyi elinde tutuyordu. hal böyle iken özgürlük tam olarak kazanılmış sayılmazdı.
İzmir'in kurtuluşu

türk ordusu, izmir'den çıkıp çanakkale'ye doğru ilerliyordu

aynı esnada diğer ordu da izmit'teydi ve istanbul ikili kıskaca alınacaktı. bu durum, çanakkale krizi'ni doğuracak ve ingiliz hükümetini savaşa girmeye itecekti. fransa ile görüşen lord curzon, fransa'nın istanbul ve türk bölgesini terk edeceği haberini aldı. ingiliz dominyonları da aynı tepkiyi verip ingiliz hükümetine hiçbir destek sunmayacaklarını açıkladılar. ingiltere artık yalnızdı. toplanan ingiliz kabineleri, kendi içinde de bölünmüştü ve halk da bu savaşa karşı çıkıyordu. ve kaçınılmaz son olan trakya'yı terk etme kararını alan ingiltere'ye, lozan görüşmeleri öncesi ateşkes için ismet paşa, mudanya'yı işaret etti ve mustafa kemal paşa, türk ordusuna dur emrini verdi. yıllardır süren işgal artık son bulmuştu. türk milleti, ateşle imtihanından sağ çıkmayı bilmişti. mütareke sonrası lozan'da süren anlaşma sonucunda işgal kuvvetleri, geldikleri gibi gittiler. 6 ekim 1923 günü, şükrü naili gökberk komutasındaki türk ordusu istanbul'a girdi ve istanbul da kurtarılarak ulusal ant tamamlanmış oldu.
vatan toprağında tek bir işgal kuvveti bırakılmadı ve türk milleti, haklı davasında istiklalini kazanmıştı.
"hiç şüphe etmemelidir ki yeni türk devleti'nin, genç türkiye cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. ebedi hayatı burada taçlandırıldı. bu sahada akan türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır!"