30 Kasım 2019 Cumartesi

Merakla Beklenen The Irishman Filminin Esas Adamı: Frank Sheeran Kimdir?

https://seyler.eksisozluk.com/merakla-beklenen-the-irishman-filminin-esas-adami-frank-sheeran-kimdir

Yönetmen Martin Scorsese, uzun yıllardır hayata geçirmek istediği projesi The Irishman'i nihayet tamamladı ve seyirci karşısına çıkardı. Netflix aracılığıyla yayınlanan filmin odak noktasındaki karakterlerden biri de Robert De Niro'nun canlandırdığı Frank Sheeran. Peki kimdir, neler yapmıştır da büyük bir filme konu edilmiştir kendisi?
.
Girizgah: Frank "İrlandalı" Sheeran (25 Ekim 1920-14 Aralık 2003), Bufalino suç ailesiyle bağlantı kurmakla suçlanan bir Amerikan işçi sendikası memuru idi. Uluslararası Teamsters Kardeşliği'nde üst düzey bir yetkili olarak görev yapan Sheeran, sendikaların organize suça yolsuzluk etmesinde öncü bir şahsiyetti.

frank sheeran, 1.93 cm boyunda bayağı cüsseli bir adammış

hoffa ile yanyana fotoğrafından heybeti anlaşılıyor.


yaşıyla ilgili yalan söyleyerek 17 yaşında orduya girmiş ve ikinci dünya savaşı'nda general george patton'un komutasında bayağı bir katliam yapmışlar.
savaştan sonra pennsylvania'ya dönmüş ve kamyon şöförlüğü yapmaya başlamış. yine bir irlanda göçmeni olan mary ile evlenmiş. bu evlilikten mary anne, peggy ve dolores adlı üç kızı dünyaya gelmiş.
kızı dolores anlatıyor: "babamla ilgili ilk büyük anım: annem ondan beni sinemaya, mary poppins izlemeye götürmesini istemişti ama babam onun yerine beni the st. valentine's day massacre'ye götürmüştü."
"annemle ilk ayrıldıklarında ben altı yaşındaydım. russell bufalino ile o sıralar tanışmış. annemin dediğine göre her şey o zaman değişmiş."


"bufalino çok pis, kötü bir adamdı ama babam onun için garip işler yapıyordu. o işlerin neler olduğunu ancak şimdi öğreniyoruz."
"onu haftasonları görürdük ve her zaman sevgi doluydu. ama yapacaklarını bildiğimizden ona sorunlarımızdan hiç bahsedemezdik. kız kardeşim bir keresinde mağazada kazara bir şeye çarpıp düşürmüştü ve dükkan sahibi ona bağırıp çağırmıştı. babam bunu öğrenince o dükkana gidip adamın ellerini kırmıştı."
"bana da sataşanlar oluyordu ve bir keresinde babam elimden tutup benimle sokak sokak o çocuğu aramıştı. eve geri dönmek için yalvarmıştım ama onu bulamamıştık ve ben o çocuğun babasına yapacaklarını düşününce bulamadığımıza çok sevinmiştim."


buradan sonrası the irishman filminde anlatılan olaylara dair spoiler içerir

yaşamının son kertesinde sheeran, brandt'e suikastleri nasıl işlediğini anlatır. "aracı bozulan ve lavaboyu kullanmaya ihtiyacı olan şapkalı bir kamyon şöförü gibi görünüyorum" demiş. joseph 'crazy joe' gallo'yu new york'ta nasıl öldürdüğünü anlatırken, "ben bir mafya tetikçisi gibi görünmem" demiş.
gallo'nun (eşi ve kızının gözü önünde) öldürülmesi de frank sheeran, yazar ve eski delaware savcısı charles brandt'e itiraf edene kadar bir sırmış.
bir ira elemanı olan john 'the redhead' francis de suikast sonrası kaçış arabasını kullanıyormuş. sheeran her suikastte mafyanın herkese ayrı görevler verdiğini böylece kimsenin olayı tüm ayrıntılarıyla bilmemesini sağladıklarını anlatmış.
"eğer bir kişi her şeyi bilirse, olaydan sonra sessiz kalması için onu da vurmak zorunda kalırlardı. bu yüzden herkese bir rol verilirdi ve kimse bir diğerinin ne yaptığını bilmezdi. bu da daha sonrasında bir katliam olmayacağı anlamına gelirdi" diye anlatmış.
brandt'in kitabı i heard you paint houses, hoffa'nın sheeran'a tanışırken söylediği ilk sözler. mafya terminolojisinde kurbanın etrafa sıçrayan kanına dair bir metafor içeren bu söze sheeran yine aynı terminolojiden, "aynı zamanda marangozum da" diyerek yanıt vermiş. bu da cesetlerden kurtulma anlamı taşıyormuş.


hoffa, haraç kesmekten hapse girmeden önce taşıma işçileri sendikasını ülke çapında bir harekete döndüren bir işçi sınıfı ikonuydu. başkan richard nixon tarafından affedilip hapisten çıktıktan sonra ortamlara geri dönüşünü 30 temmuz 1975'te iki mafya babasının (don) bulunacağı bir toplantıya çağrıldığında yapar.
hoffa'nın kaybolduğu gün arabası da detroit'teki o en son görüldüğü restoranın önünde bulunmuştur ve o günden bu yana hoffa'nın hiçbir izine rastlanamamıştır.

mafyanın neden hoffa'yı öldürmek istediğiyle ilgili çok teori var

bunlardan bir tanesi taşımacılar emeklilik fonunun mafyanın las vegas'taki inşaat projeleri gibi işlere destek vermesi ve hoffa'nın sendikayı devralmak için yaptığı teklif ile bu desteğin ortadan kalkacağından korkmaları.
hatta john f. kennedy suikastinin dahi hoffa'nın gönlünü almak için işlendiği söyleniyor. çünkü o sıralar başkanın kardeşi bobby kennedy, hoffa'nın üzerine haraç suçlamalarıyla daha sert bir şekilde gelmektedir. mafya içindeki bazıları hoffa'nın kendisine yapılan bu kıyağa yeterince müteşekkir olmadığını düşünüyormuş. sheeran, brandt'e hoffa'yı bir şekilde boş bir eve götürdüğünü ve ona kafasının arkasından iki el ateş ettiğini anlatmış. ikinci bir mafya tetikçi ekibi de cesetten kurtulma işini üstlenmiş.



"irlandalı fbi çalışanı bob garrity baş şüphelileri not etmişti ve sheeran'ın ismi hep oradaydı" 
diyor brandt.
"ama kimse bunu kanıtlayamadı. frank sheeran ile mafya beni onu hapisten çıkarmam için tuttuğunda tanıştım. 74 yaşındaydı ve sağlığı iyi değildi. kontrolleri sırasında onu yakalar ve sohbet ederdim. beni bir mafya duruşmasına davet etmişti. - bu kısım kitapta yok ve senaryoyu gözden geçirmek için de niro ile scorsese ile buluşup bunu anlattığımda büyülendiler. - 1991 yılıydı. iki mafya üyesinin sheeran'a borcu vardı ve dava hukuk mahkemesinde görülüyordu. sheeran dinlememe izin verdi, sonra benim evime gittik ve sohbet etmeye başladık. içini dökmeye ihtiyacı var gibiydi."
"benden kitabını yazmamı istedi ama sonra vazgeçti çünkü o sırada bahsedeceği karakterlerin çoğu hala hayattaydı. sekiz yıl sonra benimle yeniden irtibata geçti. beş yıl beraberce buna çalıştık. her şeyin üzerinden geçtik. eskiden savcıydım ve bu tecrübe ile onu çok kereler çapraz sorguya çektim. bana anlattığı her şeyi iki kez kontrol ettim."
"aslına bakarsanız çok sempatik bir adamdı. hatta karım bu adamın bir tetikçi olduğunu hatırlamak için kendine çimdik atıyormuş. tam bir irlandalı cazibesine sahipti, çok zeki, esprili ve hazırcevaptı."
ve ekliyor brandt: "bazen hikayesini kontrol etmek için okurken tüylerim ürperiyordu."


devam ediyor: "hoffa, sheeran'ın arkadaşıydı ama emirlere karşı gelemezsiniz. eğer onu öldürmeseydi kendini vururdu. hoffa'nın dallas'la ilgili yeterince minnettar olmadığı için mafyanın canının sıkıldığını söyledi. bunu duyunca başkan kennedy'nin 1963'teki suikastinden bahsettiğini fark ettim. katil lee harvey oswald'ın yalnız olmadığı ve işin arkasında mafya olduğuyla ilgili her zaman söylentiler vardı. ben de bunu direkt sheeran'a sordum ve suratı buz kesti, sağ elini bana doğru kaldırdı ve 'ben dallas'a yakın hiçbir yere gitmiyorum' diyerek kestirip attı."
"bununla bir ilgisi olduğuna emindim ve sormaya devam ettim. klasik bir mafya suikastiydi - oswald paçasını kurtarabileceğini sandı ama onu da jack ruby öldürdü. sheeran nihayet üç tane tüfeği baltimore'ye götürdüğünü itiraf etti. bu silahların daha sonra oradan dallas'a gittiğini anladığı belliydi. bundan daha cezbedici bir hikaye alamamıştım ama bunu de niro ile scorsese'ye anlattığımda gerçekten büyülendiler. akşamüstü saat 5 gibi senaryo yazarıyla buluştuk ve saat 9:30 olduğunda hala konuşuyorduk."
"olayın tüm arka planını öğrenmek istiyorlardı, kitapta olmayan her şeyi öğrenmek istediler."
sheeran'ın hayatında en son yaptığı işlerden biri brandt'in kitabının taslağını okumak olmuş. tekerlekli sandalyesinde bir kameranın önünde sayfaları havaya kaldırmış ve "bu kitaptaki her şey gerçekti" demiş, sonra yemeyi kesmiş. altı hafta sonra da hayatını kaybetmiş.