28 Haziran 2020 Pazar

Beşiktaş yönetimi gidişattan memnun! İşte 'Bırakmam Seni' kampanyasından kazanılan para

Ekonomik darboğazdan kurtulmak için "Bırakmam Seni" kampanyasını uygulamaya geçiren Beşiktaş yönetimi şu ana dek gidişattan memnun.

Siyah-beyazlı yetkililer kampanyaya destek verenlerin sayısının her gün arttığını ve planlananla hayata geçenin beklentileri karşıladığını belirtti.
12 MİLYON LİRAYA YAKIN BAĞIŞ TOPLANDI

Kulübün kampanya sürecinde çeşitli pazarlama faaliyetleri sonrası 12 milyon TL'ye yakın bir meblağı kasasına koyduğu ifade edildi.

22 Haziran 2020 Pazartesi

Fed'den gelen açıklamalar umut vermiyor


2 Fed yetkilisi geçen haftaki konuşmalarında koronavirüs pandemisi sonrası ekonomik toparlanma konusunda endişelerini dile getirirken virüs kontrol altına alınmazsa işsizlik oranının daha da artacağı uyarısı yaptı.
ABD Merkez Bankası bu ayki toplantısında faizleri değiştirmezken virüs pandemisi nedeniyle ekonominin tamamen toparlanmasının yıllar süreceğini vurgulamıştı. Ancak beklentiden iyi gelen ekonomik veriler, tahminlerden daha düşük gelen işsizlik rakamları ve Mayıs ayı perakende sarışlar verileri ekonominin hızlıca toparlandığına dair umutları artırdı.
Fed yetkilileri ise bu görüşte değil...Boston Fed Başkanı Eric Rosengren ekonominin yeniden açılmasıyla vaka artışının karantina süresini daha da uzatacağını, bunun da tüketim ve yatırımın azalması, işsizliğin yükselmesi anlamına geleceğini belirtti.
Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari de CBS News'teki mülakatında ekonomide toparlanma sürecinin düşündüğünden daha uzun zaman sonra gerçekleşebileceğini söyledi. Kashkari işsizlik rakamlarında son pozitif trendin tersine dönebileceği konusunda da uyardı ve "benim baz senaryom muhtemelen bu sonbaharda virüste ikinci dalgayı yaşayacağımız yönünde. Eğer ikinci dalga olursa işsizlik de yeniden yükselecektir" ifadesini kullandı.
Geçen hafta Kongre'de sunum yapan Başkan Jerome Powell da toparlanma sürecinde dahi işsizlik oranının milyonlarca olacağını ifade etti.
Powell, Rosengren ve diğer Fed yetkilileri daha fazla mali ve para politikası desteğinin gerekebileceğine vurgu yaptı.

Ve başladı ceza yemek istemiyorsanız sakın ATLAMAYIN



Türkiye'de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını önlemleri kapsamında birçok ilde sokağa çıkarken maske takma zorunluğu uygulaması başladı. Valilik ve Sağlık Bakanlığı açıklamalarıyla, 56 ilde sokağa maskesiz çıkmak yasaklandı.

Kovid-19 tedbirlerinden maske kullanımı zorunluluğuna ilişkin 81 il valiliğine 18 Haziran'da talimat gönderen Bakanlık, 22 Haziran Pazartesi gününe kadar bu kuralı ihlal edenlerin uyarılıp bilgilendirilmesini, o tarihten itibaren de 900 lira idari para cezası uygulanmasını istemişti.
KOLLUK KUVVETLERİ 4 GÜN BOYUNCA UYARDI

Bu kapsamda, kolluk kuvvetleri 4 gün boyunca ülke genelinde yaptıkları denetimlerde maske takmayanları uyarıp bilgilendirdi.

Bugün itibarıyla maske takma zorunluluğuna uymayanlara ülke genelinde uygulama birliği olacak şekilde Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun 282'nci maddesi uyarınca 900 lira idari para cezası kesilecek.
HANGİ İLLERDE MASKESİZ SOKAĞA ÇIKMAK YASAK?

Maskesiz sokağa çıkmanın yasak olduğu iller şöyle:

Adıyaman, Afyonkarahisar, Amasya, Ankara, Ardahan, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bartın, Batman, Bilecik, Bitlis, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Iğdır, Isparta, İstanbul, Kahramanmaraş, Karabük, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Muğla, Muş, Nevşehir, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tekirdağ, Tokat, Tunceli, Uşak, Yalova, Zonguldak.

hAberler.com

21 Haziran 2020 Pazar

Bilim Kurulunun bugün yaptığı açıklama acı gerçeğin ilanı oldu



Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İlhami Çelik, toplum bağışıklığı hakkında yaptığı açıklamada, "Kitle bağışıklığında Türk toplumunun en az yüzde 50 ila 70'i enfekte olursa bu virüs ortadan kalkmış olur. Ama bunun maliyeti çok fazla. Türkiye'de 83 milyon enfekte olduğu zaman belki en az 3-5 milyon kişinin vefat etmesi anlamına gelecektir" dedi.
"ACI BEDELLER ÖDEMEYELİM DİYE UĞRAŞIYORUZ"

Bulunacak aşı yan etki gösterirse ve daha fazla zarar verirse bir anlamı kalmayacağını söyleyen Çelik, "Dünya nüfusu 8 milyara yaklaştı. Şu anda enfekte olan kişi sayısı 7 milyon. 8 milyar ile 7 milyonu kıyasladığımızda, rakamın bir anlamı yok. Dolayısıyla bu dünyada 8 milyara yakın insanın duyarlı olduğunu görüyoruz bu virüse karşı. Bunu yok etmenin olası şartları ise, çok iyi antiviral bir ajan olmak gerekir bu virüsü önlemek için ya da aşı geliştirmek gerekir bağışıklık gücünü artıracak, koruyucu gücü fazla olacak veya tüm toplum enfekte olacak. Bizim kitle bağışıklığı dediğimiz şey budur. Kitle bağışıklığında Türk toplumunun en az yüzde 50 ila 70'i enfekte olursa bu virüs ortadan kalkmış olur. Ama bunun maliyeti çok fazla. Türkiye'de 83 milyon enfekte olduğu zaman belki en az 3-5 milyon kişinin vefat etmesi anlamına gelecektir. Bu çok acı bir bedel olur. Bizim bütün çabalarımız bu acı bedelleri ödemeyelim diye uğraşıyoruz.
"2025 YILINI TELAFFUZ EDENLER VAR AMA O KADAR SÜRECEĞİNİ SANMIYORUZ"

Yaşayan hastalarda kalıcı bedellerin olduğunu görmekteyiz. Çok sevdiklerimizin bu dünyadan göçüp gitmesine kimsenin gönlü razı olmaz. Sayıdan çok bizim bu insanlarımıza bir birey olarak düşünmemiz gerekir. Her birey bir can, bir değer, bir anne, bir baba bunları öyle görmek lazım. Rakamlara bakarak hastanın ciddiyetini yorumlamak çok doğru değil. Her vefat eden kişi birisinin büyük bir kaybıdır. Aşı çalışmaları için henüz vakit var. İnsan ve hayvan deneyleri yapıldı bir kısmında. İnsan deneyleri aşamasına geldik özellikle. Aşının koruyucu etkisinin görülmesi gerekiyor bu insanlarda ve daha önemlisi bu aşıların yan etkisinin olmadığını göstermesi lazım. Eğer aşı ile insana daha fazla zarar vereceksek bunu yapmanın bir anlamı yok. Henüz etkili bir antiviral ajan bulunmuş değil. Bu ilaç virüsü öldürüyor, insanı iyileştiriyor diyebileceğimiz bir ilaç yok. Bu konuda çalışmalar devam ediyor. Sabretmemiz gerekiyor. Bu salgının ne kadar devam edeceği bilinmiyor ama çeşitli örneklemeler var. 2025 yılını dahi telaffuz edilen örnekler var ama biz o kadar süreceğini sanmıyoruz. En az 1 seneden fazla süreceği tahmin edilebilir" dedi.
Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi ve Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İlhami Çelik
"İNSANLAR YAZ AYINDA DAHA DİRENÇLİDİR"

İlhami Çelik, virüs dışarıda yaşayamadığı için yaz aylarında daha az görülebileceğini söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

"Akciğerlerin fibrozis dediğimiz yani kemikleşme şeklinde oluşan hastalarımız oldu. Bu da ileriki hayatlarında nefes alırken daha çok zorlanacağı anlamına geliyor. Akciğerin yapısı bozulmuş olacak. Akciğerin normal dokusu bozulduğu zaman çok daha fazla efor sarf etmemize, hastalarımızın kronik bronşit gibi astım gibi yapısal Akciğer bozukluğunun olduğu durumlar gibi sıkıntılı durumlar yaşayacak demektir. Bundan korunmanın en iyi yolu bulaşmayı engellemektir. Bu sıcakta etkisi bence daha az. Çünkü daha çok semptomsuz belirtiler gösteren hastalarımız var bu aşamada. Sıcağın olması insan vücudundaki virüsün öleceği anlamına gelmiyor. Bu virüsün ortadan kaybolması için insanlarda kuluçka süresini tamamlayıp iyileşmesi gerekiyor ki ve başkasına bulaştırmadan ancak yaz ayının getirdiği en önemli fayda şu, bu sayılar kış ayında olsaydı çok daha fazla olacaktı. Yaz ayında olmamızdan dolayı, dışarıda uzun süre yaşayamamasından dolayı daha az oluyor. Ciddi hastalık seyrediyor bazı hastalarımızda. İnsanlar yaz ayında ani sıcaklık değişikliklerine daha az maruz kalırlar. İnsan daha dirençlidir yaz ayında. İnsanlar kolay kolay zatüre olmazlar. Bulaşma oranı eğer kış ayında olsaydık ve böyle davransaydık çok daha fazla olacaktı. Bunu da akılda tutmakta fayda var.

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar : 1989-90: Komünist rejimin Avrupa'da çökmesi

1989-90: Komünist rejimin Avrupa'da çökmesi

1989 DevrimleriSoğuk Savaş'ı fiilen bitiren, Doğu Avrupa ve Orta Avrupa ülkelerini etkileyen devrim dalgasıdır. Birkaç ay içinde, Sovyet tarzı komünist rejimler iktidardan düşürülmüştür.
Politik başkaldırılar ilk olarak Polonya'da başlamış, barışçıl denebilecek Doğu AlmanyaÇekoslovakyaMacaristan ve Bulgaristan devrimleriyle devam etmiştir. Romanya, kanlı bir şekilde liderini indiren ve idam eden tek ülkedir.
1989 Devrimleri, Dünya'daki güç dengesini değiştirmiş, Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte Soğuk Savaş'ın bitişini belirtmiştir

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar : 1960: İlk doğum kontrol hapının piyasaya sürülmesi

60 yıl önce, ABD'de ruhsat alan bir ilaç önce ülkede daha sonra da dünyadaki kadınların hayatını önemli ölçüde değiştirdi. Söz konusu bu hap çok küçük olsa da kadınlara geleceklerini kontrol altına alma şansı tanıdığı için son derece güçlü sayılıyor. 50 yıl önce kadınların hayatına giren bu ilaç, doğum kontrol hapı.
Doğum kontrol haplarının ortaya çıkışı ABD’de ve daha sonra da Avrupa’da aile planlamasının önemli bir dönüm noktası oldu. Ancak haplar zamanla aile planlamasının kritik bir konu olduğu gelişmiş ülkelerde kalıcı etkilere yol açtı. Fakat doğum kontrol devrimi, çoğu kişiye hâlâ ulaşmadı.
Junges Paar im Bett
Gelişmekte olan ülkelerde doğum oranları düştü. Hatta Almanya gibi bazı ülkelerde ölümler doğumları geçti. Öte yandan en az gelişmiş 49 ülkenin nüfus artış hızı hâlâ dengelenemedi. McClatchy haber ajansına göre, Afrika’da durum çok daha farklı. Gelecek 40 yıl içinde Afrika nüfusunun iki katına çıkması bekleniyor. Sahra altı bölgelerde kadın başına düşen çocuk sayısı 5,3. Nijer'de hamilelikle bağlantılı ölüm oranı 7’de 1 iken, bu oran İsveç’te 17 bin’de 1.
BM, doğum kontrol yöntemleri sayesinde, her yıl neredeyse üç milyon çocuğun ölümden kurtarıldığını kaydediyor. Korunmanın yoksulluğu azalttığı, nüfus artışını yavaşlattığı ve çevre üzerindeki baskıyı frenlediği belirtiliyor. 1960 yılında evli kadınların yüzde 10’undan daha azı doğum kontrol yöntemlerini kullanıyordu. 2000 yılına gelindiğinde bu oran 60 puan arttı. En popüler yöntem ise doğum kontrol hapları.
Erkek egemen toplumlarda kadın olmak
Ancak kalkınmakta olan çoğu ülkede kadınlar bu hapları kullanamıyor. Alman Dünya Nüfusu Vakfı'ndan Ute Stahlmeister, erkek egemen toplumlarda, doğum kontrol haplarının hoş karşılanmadığını ifade ediyor. Eşleri çok fazla çocuk doğurmayan erkeklerin zayıf görünmekten çekindiklerini ve aile içindeki güçlü pozisyonlarını kaybetmekten korktuklarını söyleyen Stahlmeister, doğum kontrol haplarının bu durumdaki kadınlar için en iyi tercih olduğunu belirtiyor.
Stahlmeister, "Doğum kontrol hapları, kesinlikle bir kadının eşine söylemeden kullanabileceği bir yöntem. Kadınlar bunu gizlice kullanabilir ve eşinin de bundan haberi olmaz. Bir diğer avantajı da doğum kontrol haplarının en güvenli doğum kontrol yöntemleri arasında yer alması" diyor.
Haplar konusunda yanlış bilgi
Tabii bazı riskler de söz konusu. Ancak bu riskler, doğum kontrol hapı kullanmaktan ziyade bilgi eksikliğinden ya da yetersiz aydınlatmadan kaynaklanıyor.
Ute Stahlmeister, "Doğum kontrol haplarının kullanımı prezervatif kadar kolay değil çünkü hapı düzenli olarak her gün almak zorunda olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Çoğu kadın, doğru olmadığı halde, hapların yan etkisi olduğuna ve sağlık riski taşıdığına inanıyor. Doğum kontrol hapı kullanmayan yüzde 25 ile yüzde 50 arasındaki kesim, yan etkilerle ilgili yanlış inanışlar nedeniyle hapları tercih etmiyor" bilgisini veriyor.
Bazıları için haplara ulaşmak sorun
“Planned Parenthood” adlı organizasyonun eski direktörü Ingar Brueggemann ise sosyal tabuların yanı sıra kalkınmakta olan ülkelerdeki çoğu kadının doğum kontrol hapına ulaşmasının mümkün olmadığını söylüyor. Uzak kırsal bölgelerde genellikle eczane ya da klinik bulunmuyor. Bu hapların ucuz olmadığı da malûm.
Brueggemann, "Doğum kontrol haplarının Batı’daki 50 yılını özgürlük, kalkınmakta olan ülkelerdeki 50 yılını ise bir başarısızlık addediyorum" değerlendirmesini yapıyor.
© Deutsche Welle Türkçe

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar :1959: Bilgisayar çağının öncüsü olan silikon çipin icadı

1959: Bilgisayar çağının öncüsü olan silikon çipin icadı

Lambalı bilgisayarların hesaplama gücü görece düşüktü ve sık sık yanıyorlardı. Üstelik bir bilgisayar koca bir odayı kaplıyordu. Lambaların yerini transistörler alınca bilgisayarlar gittikçe küçüldüğü gibi, daha da güvenilir oldu. Ve sonra Jack Kilby mikroçipi icat etti...
Mikroçip de, diğer bir yaşamsal buluş olan telefon gibi, iki ayrı yerde aynı anda geliştirildi. Yine telefon gibi, patent bürosuna ilk başvuran kişi olmanın ne denli önemli olduğunu kanıtladı. Elektrik mühendisliği öğrenimi gören ve iyice yerleşmiş radyo-televizyon parçaları üretim sektöründe çalışarak minyatürleştirme konusunda deneyim kazanan Jack Kilby(ABD), Mayıs 1985'de Texas Instruments(ABD) firmasına geçti. Buradaki ilk görevi, elektronik parçaları minyatürleştirme yöntemlerini araştırmaktı ve sıra dışı düşünme tarzıyla bilgisayar mühendisliği alanında tam bir devrim yaptı.
Standart uygulama, bir devrenin tüm parçalarını ayrı ayrı yaptıktan sonra, bunları gereğince bir araya getirmekti. Kiby her parçayı tek tek küçültmek yerine, hepsi aynı malzemeden yapılsa ne olur diye düşünmeye başladı. Sonra da, bunu yapmak için yarı-iletken malzeme kullanmayı düşündü. Kilby, parçaların hepsini içeren tümleşik bir devre yapmak için silikon dilimlerden yararlandı ve Ağustos 1958'de buluşunu Texas Instruments'ta tanıttı. Kilby, 6 Şubat 1959'da tümleşik devresi(mikroçip) için birkaç patent başvurusu yaptı.
Bu arada, Robert Noyce(ABD) ile kendi şirketi Fairchild Semiconductor'daki diğer bilimciler, daha büyük ve seri üretimi daha kolay olan düzlemsel tümleşik devre adını verdikleri bir mikroçip üretmiş, 30 Temmuz 1959'da da patent başvurusu yapmışlardı. Ticari olarak ilk Fairchild çiği üretildiğinden, Noyce'un adı da ortak mucit olarak geçer, ama buluş için patent başvurusunu ilk yapan Jack Kilby olmuştu. Uzun süren bir hukuk savaşının ardından, ABD mahkemeleri, belirli tekniklerde Fairchild firması hak sahibi olsa da, patenti ilk almış olmasının mikroçipin mucidi olarak Jack Kilby'ye tanıdığı hükmüne varacaktı.

http://www.patentmuzesi.com/patent/mikrocip

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar : 1949: Komünist Çin'in kurulması

1949: Komünist Çin'in kurulması

Uzun Yürüyüş (1934-1935)[değiştir | kaynağı değiştir]

Çan Kay Şek'le komünistler arasındaki iç savaş şiddetle sürerken Japonlar Çini istila için fırsat kolluyordu. Büyük Buhran bu fırsatı 1931 yılında yarattı. Eylül ayında Japonlar kuzeydoğu Çin'i (Mançurya'yı) işgale başladı.
Çan Kay Şek'in bu bölgedeki birlikleri bozguna uğrayınca Japonlar 40 milyon nüfuslu zengin sanayi bölgesini kolaylıkla ele geçirdiler. Çan Kay Şek ise ordusunun büyük bir kısmını düşmanın üzerine yürüteceği yerde eski politikasına devam ediyordu. 1934'e kadar komünist orduları yenmek için 4 büyük askeri operasyon başlattı. Bu sırada Japonlar bir taraftan Şanghay'a çıkmış diğer taraftan Moğolistan'a ilerlemiştir.
Jiangxi'deki komünist hükûmeti ezmek için art arda ordular göndermenin fayda vermediğini gören Çan Kay Şek bunu yerine komünistlerin bulunduğu bölgeleri çevirmek ve yavaş yavaş çemberi daraltmak yoluna gitti. Komünistlerin bazı taktik hataları ve bölgedeki yanlış politikaları da eklenince bu çevirme hareketi başarılı oldu. Bu durum karşısında komünist liderler çemberi yarıp güneydeki bölgeden çıkmayı ve kuzeye gidip yerleşmeyi planladılar. Bu karar 1934 yılında tarihin en hızlı yürüyüşlerinden birini başlatıyordu.
Büyük kısmı asker küçük bölümü sivil halk ve komünist şeflerden oluşan 300 bin komünist çemberi yararak Uzun Yürüyüş'e başladı. Jiangxi'yi ve Yangçe'nin güneyindeki üstlerini geride bırakarak önce batıya doğru ilerlediler. Yunnan'dan sonra Yangçe'nin yukarı kısmındaki dar boğazlardan geçtiler. Tibet'in eteklerinden dolaşıp Doğu Türkistan'a vardılar. Sonra kuzeye doğru ilerlediler. Moğolistan'a komşu Şensi eyaletinin kuzey bölgesinde durdular. Ortalama 13 bin kilometre yol yürümüş ve yürürken kendilerini takip eden Çan Kay Şek kuvvetleriyle de çarpışmak zorunda kalmışlardır. Uzun Yürüyüş başlarken komünistlerin kuvveti 100 bin kişiydi. Bittiği zaman açlık kış ve bazı firarlar yüzünden 30 bine inmişti. Ancak, komünistler bu yürüyüşle hem çevrilip yok edilmekten kurtulmuş, hem de daha güvenli bir bölgeye yerleşmişlerdi. Ayrıca bu bölgede Japonlarla savaşmak için hazırlık yapacak ve böylece Çan Kay Şek'in başaramadığı bir işe girişerek birçok farklı etnik ve siyasi grubun da desteğini kazanacaktı.

Çin-Japon Savaşı[değiştir | kaynağı değiştir]

Uzun Yürüyüşten sonra Japonlarla savaşmak için hazırlık yapan komünistler aynı zamanda Şensi bölgesinde reformlar yapmış, eğitim kampanyası başlatmışlardı. “Çinli Çinliyle değil Japonlarla savaşmalı” sloganı bütün Çin'de yankı uyandırmıştı. Komünistler Japonlara karşı Nankin'deki rejim gibi boyun eğmeyeceklerini savaşacaklarını ilan ediyordu. Çan Kay Şek'in emrindeki kuvvetler Mançurya'da Japonlara yenilip çekilen kuzey doğu ordusuyla bölgedeki birliklerden oluşmaktaydı. Japonya ise 1937 yılı içinde bütün Çin'i istila etmek için planlar hazırlıyordu.
Savaşa hazır Çin ordusu
Sonuçta Çan Kay Şek ile komünistler arasında barış yapıldı ve böylece Çin Devriminde Japon emperyalizmine karşı savaş başladı. Japon ordusu 7 Temmuz 1937 de kuzeyden Pekin'e saldırdı ve Marko Polo Köprüsü'ne kadar geldi. Çok geçmeden Japon donanması Şangay'ı bombaladı ve kente asker çıkarttı. Japonya Çin'i tam bir sömürge haline getirmek için harekete geçmişti.
Japonların Pearl Harbor'a yaptıkları baskından sonra ABD'nin savaşa girmesi durumu değiştirdi ve 2 Eylül 1945'te Japonya teslim oldu. Böylece Çin-Japon Savaşı da sona ermiş oldu.

Halk Cumhuriyeti'nin kurulması[değiştir | kaynağı değiştir]

Japonya'nın teslim olması üzerine Çin'de komünistlerin egemen olmaması için Amerikalılar ve Çan Kay Şek hükûmeti önlemler almaya başlamıştı. İlk önlemler General MacArthur'un Çin'deki Japon ordu komutanına “komünist kuvvetlere teslim olmamaları ve silahlarını ancak Kuomintang birliklerine bırakmaları” emri vererek gerçekleşti. Çay Kay Şek'in Japon kumandanına “Kuomintang birlikleri gelene kadar komünistlere dayanmaları ve ancak ondan sonra Kuomintang birliklerine teslim olmaları” emri verilmişti.
Wuchang Ayaklanması anısına dikilen heykel
Komünist Parti zaman kazanmak için Çay Kay Şek'e iki anlaşma yapmayı önerdi. Çay Kay Şek'in de zaman kazanmak için kabul ettiği bu antlaşmalar Ekim 1945 ve Ocak 1946'da imzalandı. Antlaşmalara göre Çin'de Kuomintang ve komünist koalisyonu ile demokratik bir hükûmet kurulacak ve komünist güçlerle Kuomintang güçlerini birleştirecekti.
Komünistler Kuomintang ordularının Amerikalılar tarafından örgütlenmesine karşıydılar. Kuomintang ise onların toprak reformunu yaymalarını istemiyor ayrıca demiryollarının kesilmesine muhalefet ediyordu. Bu mücadelede Amerikanın açıkça Çay Kay Şek hükümetini desteklemesine karşın Ruslar ancak dolaylı şekilde komünistleri destekliyordu. Ruslar resmen Çay Kay Şek hükümetini tanıdığı için işgal ettiği Mançuryayı onlara teslim etmek zorundaydılar ama teslim olunana kadart Ruslar komünistlerin şehre yaklaşmalarını sağladı ve çıkarken de Çay Kay Şek'in ümitle beklediği sanayi tesislerini sökerek Mançurya'yı terk ettiler.
Kuomintang ve komünistler arasındaki ortaklık en başından beri bir düştü. İçeride orta sınıfın çökmesi, enflasyon ve köylülerin topraklarına kavuşmak için fırsat beklemeleri işbirliği için zorluk yaratıyordu. Ayrıca Amerika ve Rusya arasında soğuk savaşın başlaması ve her iki gücün de karşı taraflara destek olması koalisyonun devamı açısından dış etken oluşturuyordu.
1947 yılı Temmuzunda devrim savaşlarının son aşaması başladı. Komünist orduları güneydoğuya inerek Kuomintang ordularını bölmek için harekete geçmişti. Çan Kay Şek ise kuzeydeki demiryolu bağlantısını sağlamak için hücüma geçmişti. Ancak Kuomintang'ın en iyi orduları Şantung'da ağır bir yenilgi almıştı. Yıl sonunda Kuomintang ordularının Mançurya ile de bağlantıları kesilmiş haldeydi. Böylece kuzey tamamen komünist birliklerinin elinde kalmıştı.
Savaş bir yıl boyunca çeşitli cephelerde sürmüştü, 1948 Temmuzunda komünistler üstünlüğü sağlamışlardı. Sonbaharda ise komünistlerin büyük saldırısı başladı. Kuzey Çin'deki son Kuomintang kuvvetleri de çekilmek zorunda kaldılar. Ekim ayında Mançurya için kesin savaşlar yapıldı ve kuzey tamamen ve kesin olarak artık komünistlerin elindeydi. Şubat ayında Pekin’in alınması ve Nankin bozgunu ile de Çan Kay Şek ordularının kesin yenilgisini ilan etmişti.
1 Ekim 1949'da Komünistler başkentleri Pekin'de Çin'in kurulduğunu ilan ettiler. Çin'de milyonlarca insana mâl olan devrim savaşları sona ermiş, yeni bir devlet kurulmuş ve sosyalizme giden yol açılmıştı.


Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar : 1945: Atom Bombası

1945: Atom Bombası

Hiroşima'ya atom bombası saldırısıII. Dünya Savaşı'nın son aşamasında 6 Ağustos 1945[2] Pazartesi[3] saat 08:15'te Amerika Birleşik Devletleri'nin Uranyum-235 tipi atom bombası "Little Boy" (Küçük Oğlan) ile gerçekleştirdiği saldırı. Nagasaki'ye düzenlenen atom bombası saldırısı ile birlikte askeri tarihinde gerçekleştirilen yegâne nükleer saldırısıdır.[4] 1945 yılının sonuna kadar Hiroşima'da atom bombası saldırısından dolayı yaklaşık 140.000 kişi hayatını kaybetti.[1] ABD önceden Japonların hayat ve hareket tarzlarını araştırarak onların en çok dışarıda oldukları saatini saptamış[kaynak belirtilmeli] ve saldırı saatini sabah 08:15 olarak kararlaştırmıştı.
Japonya 10 Temmuz 1945'te Yüksek Savaş Yönetimi Kongresinde Sovyetler Birliği aracılığıyla müzareke yolunu aramak üzere Fumimaro Konoe'yi özel elçi olarak yollamayı kararlaştırarak Sovyetlere teklif ettiyse, 17 Temmuz 1945'te Almanya'nın Potsdam kentinde Müttefikler liderleri Harry S. TrumanWinston Churchill ve Josef Stalin'in katılımıyla Potsdam Konferansı açıldı ve ertesi gün Sovyetler Birliği Japon özel elçinin yollanmasını reddetti.
26 Temmuz 1945'te Müttefikler "Potsdam Demeci" ile Japonya'yı teslim olmaya çağırdı. Ancak ilanın taslağında varolan İmparatorluk sisteminin korunmasına dair madde kaldırıldığı için Japon Başbakanı Kantarō Suzuki Potsdam Demecini kabul edemedi. Böylece Japonya'nın teslim isteği geri çevrilmiş oldu. Amerika Birleşik Devletleri Hiroşima'daki saldırısından sadece 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 saat 11:02'de Nagasaki'de Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam) ile ikinci saldırı gerçekleştirdi.

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar :II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi

1939: II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi

II. Dünya Savaşı20. yüzyılda dünya çapında yapılan iki savaştan ikincisi olup birçok milletin yer aldığı, 1939'dan 1945'e kadar süren küresel bir askerî çatışmadır. Savaşa dönemin tüm büyük güçleri olan Birleşik KrallıkSovyetler BirliğiABDÇin Cumhuriyeti ve FransaMüttefik Devletler olarak; Almanyaİtalya ve JaponyaMihver Devletler olarak katılmıştır. 100 milyondan fazla askerî personelin dâhil olduğu savaşta savaşa katılan ülkeler tüm ekonomik, endüstriyel ve bilimsel güçlerini, sivil ya da askerî kaynak farklılığı gözetmeksizin savaş için seferber etmiştir. Nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olmakla kalmayıp, Holokost gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği II. Dünya Savaşı, insanlık tarihindeki en büyük ve en kanlı savaştır ve 1939-1945 yılları arasında 40-50 milyon insan hayatını kaybetmiştir.[1]
Savaşın başladığı tarih olarak genellikle, Almanya'nın Polonya'yı işgal ettiği 1 Eylül 1939 kabul görür. Polonya'nın işgali ile birlikte Fransa ve Britanya İmparatorluğu ve İngiliz Milletler Topluluğu’na dahil olan çoğu ülke Almanya'ya savaş ilan etti. Almanya, Avrupa'da büyük bir imparatorluk kurmayı amaçlıyordu ki 1939'un sonundan 1941'in başına kadar bir dizi muharebe ve antlaşma ile Avrupa topraklarının çoğunu ele geçirdi ya da bastırdı. Alman-Sovyet Antlaşması sürerken, Sovyetler Birliği, 6 komşu ülkesinin topraklarını tamamen ya da kısmen işgal ederek, topraklarına katmıştır. Britanya ve İngiliz Milletler Topluluğu Kuzey Afrika'da ve genişleyen deniz savaşlarında Mihver Devletler'e karşı savaşı sürdüren tek büyük güç olarak kalmıştır. 1941 Haziran ayında Avrupalı Mihver Devletler, Sovyetler Birliği'ni işgal etmeye başladılar. Tarihteki en büyük kara savaşı cephesini başlatan bu işgal sonrası Mihver Kuvvetler askerî gücünün önemli bir bölümünü bu savaş için ayırmıştır. 7 Aralık 1941 tarihinde, 1937'den beri Çin'le savaşan ve Asya'ya hükmetmeye çalışan Japonya, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve Pasifik Okyanusu'ndaki Avrupalı devletlerin topraklarına saldırmış ve kısa sürede bölgenin büyük bir bölümüne hakim olmuştur.
Japonya'nın Pasifik Cephesi'ndeki bir dizi yenilgisi ve Avrupalı Mihver ordularının Kuzey Afrika ve Stalingrad'daki yenilgileriyle birlikte Mihver kuvvetlerin ilerlemesi 1942 yılında durdurulmuştur. 1943 yılında Doğu Avrupa'daki Alman yenilgileri, İtalya'nın Müttefik kuvvetlerince işgal edilmesi ve Pasifik'teki Amerikan zaferleriyle birlikte Mihver Devletler savaştaki kontrolü kaybetti ve tüm cephelerde geri çekilmek zorunda kalmıştır. 1944'te Batılı İttifak Kuvvetleri Fransa'yı, Sovyetler Birliği ise kaybettiği bölgeleri geri almakla kalmayıp Almanya'yı ve müttefiklerini işgal etmiştir.
Sovyetler Birliği ve Polonya kuvvetlerinin Berlin’i ele geçirmesini takip eden Almanya'nın 8 Mayıs 1945'te koşulsuz teslimiyetiyle birlikte Avrupa’da savaş sona ermiş, Japon orduları ise Birleşik Devletler tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Bunu takiben Japon Adaları işgal edilmeye başlanmıştır. Asya'da savaş, 15 Ağustos 1945 tarihinde Japonya’nın teslim olmayı kabul etmesiyle sona erdi.
Savaş, 1945 yılında Müttefik Devletler'in Almanya ve Japonya'ya karşı kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı dünyanın politik düzenini ve sosyal yapısını derinden etkiledi. Sonraki yıllarda oluşabilecek çatışmaların önüne geçmek ve uluslararası dayanışmayı sağlamak için Birleşmiş Milletler (BM) kuruldu. Savaş sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği gibi süper güçler ortaya çıktı. Bu durum süper güçler arasında 46 yıl boyunca sürecek olan bir Soğuk Savaş dönemini başlattı. Bu dönemde Avrupalı büyük güçlerin etkisi azalmaya başladı ve Asya ve Afrika'daki sömürgeler bağımsızlıklarını kazanmaya başladı. Savaş süresince endüstrisi hasar gören birçok ülke ekonomisini tekrar yapılandırma dönemine girişti. Politik bütünleşme, savaş sonrası ilişkileri düzenlemek amacıyla özellikle de Avrupa'da, önem kazanmıştır

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar : I. Dünya Savaşı'nın Sonu. Osmanlı ve Hasburg imparatorluklarının dağılması, Avrupa ve Ortadoğu'da haritanın yeniden şekillenmesi

1918: I. Dünya Savaşı'nın Sonu. Osmanlı ve Hasburg imparatorluklarının dağılması, Avrupa ve Ortadoğu'da haritanın yeniden şekillenmesi

I. Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914'te başlayan ve 11 Kasım 1918'de sona eren Avrupa merkezli küresel savaş. II. Dünya Savaşı'na dek Dünya Savaşı veya Büyük Savaş olarak adlandırılmıştır. Savaşın taraflarından Osmanlı İmparatorluğunca "Genel Savaş" anlamında Harb-i Umumi (Osmanlıca حرب عمومی), halk arasında ise Seferberlik olarak adlandırılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri savaşa girinceye kadar savaş ABD'de Avrupa Savaşı olarak anılmıştır.[2] Zamanın büyük güçleri[3] iki tarafa ayrılarak savaşta yer almışlardır: İtilaf Devletleri (Birleşik KrallıkFransa Cumhuriyeti ve Rus İmparatorluğu’nun Üçlü İtilaf’ı merkezlidir) ve İttifak Devletleri (asıl olarak Alman İmparatorluğuAvusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya Krallığı’nın Üçlü İttifak’ı merkezlidir; fakat Avusturya-Macaristan anlaşmaya karşı saldırıya geçtiği için İtalya savaşa girmemiştir).[4] Bu ittifaklar yeniden yapılanmış (İtalya, İtilaf Devletleri’nin tarafına geçmiştir) ve yeni devletlerin savaşa girmesiyle genişlemiştir. İtalya Krallığı'nın İtilaf Devletleri'ne geçmesinin asıl nedeni Fransa Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık'ın İtalya Krallığı'nın kendi saflarında savaşa girmesi halinde savaşa henüz girmeyen Osmanlı İmparatorluğu'ndan toprak vereceğini söz vermesidir. Nihayetinde 60 milyon Avrupalı dâhil olmak üzere 70 milyon askeri personel, tarihin en büyük savaşlarından biri için seferber edilmiştir.[5][6] Yeni teknolojiler sayesinde silahların öldürücülüğünde görülen muazzam ilerlemeye karşılık savunma ve hareketlilikte aynı miktarda gelişme olmaması sonucu yaklaşık 9 milyon muharip I. Dünya Savaşı zayiatları. Böylece bu savaş dünya tarihindeki en çok zayiat verilen beşinci savaş olmuş ve savaşa katılan devletlerde birçok politik değişikliğe ve devrimlere yol açmıştır.[7]
Savaşın bir nedeni de Avrupalı Büyük Güçler Alman İmparatorluğuAvusturya-Macaristan İmparatorluğuOsmanlı İmparatorluğuRus İmparatorluğuBirleşik Krallıkİtalya Krallığı ve Fransa Cumhuriyeti’nin uzun zamandır süregelen emperyalist dış politikalarıdır. Avusturya tahtının veliahdı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914’te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna’da öldürülmesi, savaşı tetikleyen olay olmuştur. Olaydan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğuSırbistan Krallığı'na bir ültimatom göndermiştir.[8][9] Nihayetinde on yıllardır yapılanmakta olan ittifaklar sisteminin işlemesiyle birkaç hafta içerisinde Avrupa’nın ana güçleri kendilerini savaşta bulmuşlar ve koloniler yoluyla savaş bütün dünyaya yayılmıştır.
28 Temmuz'da çatışmalar Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’ı işgal etmesi ile başlamış[10][11] ve bunu Almanya’nın BelçikaLüksemburg ve Fransa’yı işgali ile, Rusya’nın Almanya’ya saldırması takip etmiştir. Almanların Paris’e yürüyüşü durma noktasına gelince batı cephesindeki çatışmalar durağan bir siper savaşına dönüşmüştür ve bu durum 1917’ye kadar pek değişmemiştir. Doğu cephesinde ise Rusya ordusu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kuvvetleriyle başarılı bir şekilde savaşmış fakat Doğu Prusya ve Polonya’dan Alman ordusu tarafından geri püskürtülmüştür. Osmanlı’nın 1914’te, İtalya ve Bulgaristan’ın 1915’te ve Romanya’nın 1916’da savaşa girmesiyle ilave cepheler açılmıştır. Çarlık Rusyası 1917’de Ekim Devrimi’yle yıkılınca savaştan da çekilmiştir. 1918’de Batı Cephesi boyunca bir Alman taarruzundan sonra Müttefikler ardı ardına yaptıkları saldırılarla Almanları geri püskürtmüş ve ABD kuvvetleri siperlere girmeye başlamıştır. Bu noktada zaten başı kendi içindeki devrimcilerle dertte olan Almanya, daha sonra Ateşkes Günü olarak tarihe geçecek olan 11 Kasım 1918’de mütarekeyi kabul etmiştir. Savaş böylece Müttefikler’in zaferiyle sona ermiş olur.
Savaşın tarafları, tüm insan gücü ve ekonomik kaynaklarını bir topyekûn savaş için seferber etmeye çalıştıklarından sivillerin durumu da cepheler kadar çalkantılı olmuştur. Savaşın sona ermesiyle büyük emperyalist güçlerden dördü; Almanya, Rusya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları tarihe karışmıştır. Bunlardan Alman ve Rus İmparatorluklarının halefleri çok büyük toprak kaybı yaşamış; Avusturya-Macaristan ile Osmanlı İmparatorlukları ise tamamen parçalanmışlardır. Avrupa haritası daha küçük parçalardan oluşacak şekilde yeniden çizilmiştir.[12] Daha sonra bu tarz çatışmaların yaşanmasını önlemesi ümidiyle Milletler Cemiyeti kurulmuştur. Avrupa’da milliyetçiliğin bu savaşla ve imparatorlukların yıkılmasıyla yeniden canlanması, Almanya’nın yenilgisinin yan etkileri ve Versay Antlaşması’nın yarattığı problemler II. Dünya Savaşı’nın çıkmasına katkıda bulunan etkenler olarak kabul edilir.[13]

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar :1917: Rus Devrimi

1917: Rus Devrimi

Rus Devrimi, 1917 yılında Rusya'da yaşanan ve Çarlık otokrasisinin yıkılıp yerine Sovyetler Birliği'nin kurulmasıyla sonuçlanan devrimlerin genel adı. Şubat 1917'de (Gregoryen takviminde Mart) yaşanan ilk devrimde Çarlık yönetimine son verilmiş ve siyasi egemenlik Geçici Hükûmet'e bırakılmıştır. Aynı yılın Ekim ayında gerçekleşen ikinci devrim ise Geçici Hükûmet'i ortadan kaldırmış ve bir Bolşevik (komünist) hükûmeti kurmuştur.
Şubat Devrimi (Mart 1917) etkisini daha çok Sankt-Peterburg çevresinde hissettirmiştir. Yaşanan karmaşadan yararlanan İmparatorluk parlamentosu (Duma) üyeleri yönetimi ele almış ve Geçici Rus Hükûmeti'ni kurmuşlardır. Yaşanmakta olan devrimi durduramayacağını düşünen askeri yönetimin boş bulunması Geçici Hükûmet'in egemenliğini sağlamlaştırmıştır. Radikal sosyalist oluşumların önderlik ettiği Sovyetler başlangıçta Geçici Hükûmet'i desteklemişler, ancak daha sonra hükümetin aldığı kararlarda söz sahibi olmak ve halk hareketini denetlemek gibi ayrıcalıklar istemişlerdir. I. Dünya Savaşı'nın Ruslar için en olumsuz dönemine rastlayan Şubat Devrimi orduyu başkaldırıya hazır durumda bırakmıştır.
Geçici Hükûmet'in ülke yönetimini elinde bulundurduğu ve Sovyetlerin oluşturduğu ulusal ağın alt düzey halk kitleleri ve politik solun desteğini arkasına aldığı dönem çifte güç dönemi olarak adlandırılmaktadır. Bu karmaşa dönemi birçok isyan ve çatışmayı içinde barındırmıştır. Geçici Hükûmet'in Almanya'ya savaş ilan etmesi üzerine Bolşevikler ve diğer sosyalist gruplar bu kararın geri çekilmesi için harekete geçmişlerdir. Bolşevikler kendilerine bağlı işçi gruplarından önce Kızıl Muhafızlar'ı, daha sonra ise Kızıl Ordu'yu yaratmışlardır.[1]
Ekim Devrimi'nde (Gregoryen takviminde Kasım) Vladimir Lenin önderliğindeki Bolşevik parti ve işçi Sovyetler Sankt-Peterburg'daki Geçici Hükûmet'i ortadan kaldırmışlardır. Bolşevikler birçok hükûmet biriminde yönetimi ele almış ve olası sorunları aceleyle bastırabilmek amacıyla Çeka'yı kurmuşlardır. Bolşevik önderlik, savaşı bitirmek üzere Almanya'yla Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalamış (Mart 1918), ancak "Kızıl" (Bolşevik) ve "Beyaz" (Bolşevik karşıtı) gruplar arasında patlak veren iç savaş ülkeyi yeniden karışıklığa sürüklemiştir. Böylece devrim, SSCB'ye giden yolu açarken Moskova ve Sankt-Peterburg dışındaki kentlerde ulusal azınlıklar yer değiştirmeye başlamış ve egemenliği ele geçiren köylüler toprakları yeniden paylaştırmaya başlamışlardır.