21 Haziran 2020 Pazar

Tarihin Akışına En Çok Etki Eden en önemli olaylar (sümer şehirlerinin kurulması)

MÖ 3000'ler: Mezopotamya'da ilk Sümer şehirlerinin kuruluşu

Sümer bölgesi Mezopotamya’nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak’ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi’ne kadar olan alan idi.
Sümer şehri, Sümerlerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, MÖ 4000 – 2350 yılları arasında kurulmuştur. Bu halka günümüzde Proto-Fıratlılar / Ubaidliler denmektedir. Ubaid ismi Al-Ubaid şehrindeki kazı alanından gelir. Ubaidliler Sümer şehrinde kurulmuş ilk medeniyettir. Bataklıkları tarım için kurutmuşlar, ticaret, dokumacılık, dericilik, demircilik, taş oymacılığı ve çanak-çömlekçilik gibi işlerle uğraşmışlardır. Ubaidlilerin bölgeye yerleşmesinden sonra çeşitli Sami halklar da aynı bölgeye yerleşmiş, kültürlerini Ubaidlilerinki ile karıştırarak Sümerler öncesi yüksek bir medeniyet kurmuşlardır.

Sümerlerin bölgeye gelişi

Sümer medeniyetini kurmuş olan topluluğun nereden gelmiş olduğu hususu tartışmalıdır. Cevat Şakir Kabaağaçlı, eserlerinde Sümerlerin Mezopotamya bölgesine Orta Asya’dan göç ettiklerini belirtir. Sümer medeniyeti ile Orta Asyalılar arasındaki benzerlikler ortaya atılarak bu tez ispatlanmaya çalışılmıştır.Orta Asya ve Sümer kültüründe dağların doruklarının kutsal sayılması ve dağların doruklarında yaşayan çeşitli tanrılara inanılması gibi benzerlikler iki bölge arasında köken birliği ya da kültür etkileşimi olduğunun kanıtı olarak öne sürülmüştür.
Sümerlerin devlet yapısını incelediğimizde karşımıza şehir devletleri çıkmaktadır. Sümerlerde dinsel doktorinler ve devlet yönetiminin iç içe olduğu monarşik bir sistemin olduğunu belirtebiliriz. Bu durumu; her şehir devletinde birbirinden farklı tanrılara adanmış, bir rahip ya da kral tarafından yönetilen ve en önemli merkez olarak görülen tapınakların varlığından anlayabiliriz.
Sümer şehirlerinden bazıları şu şekildedir; Kiş(İnharra), Uruk(Warka), Ur(El-Muqayyer), Nippur(Afak), Lagaş(El-Hiba) …vb.Sümerler denen, dili bölgede uzun süre yaşayan halkın, MÖ 3300 yıllarından MÖ 3. binyıla gelindiğinde bölgede en az 12 şehir devleti vardı. (300 yılda 12 şehir devleti) Yapılan araştırmalarda Sümer Devleti’nin en güçlü döneminde yaklaşık 35 şehir olduğu belirtilmektedir.
Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Her kentin kendi tanrısı vardı ve her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Sümerlerde tarihin belki de ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sümerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici mevcuttu. Kral listesine göre Tufan’dan sonraki ilk Sümer hanedanları Kiş, Uruk ve Ur’dur. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış, kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır.
Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Erken dönemlerde Sümerlerin ana tanrısı An’dır, fakat sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sümerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti kabul edilir, burada tapınak yaptırmak veya bu tip inşaatlarda çalışmak, hizmetli olmak önemli sayılırdı.

Tufan’dan sonra

Tufan’dan sonra bazı şehir devletleri diğerleri üzerinde hakimiyet kurdular. Şehirleri birleştiren kralların ilki, MÖ 2800 yıllarında Kiş kralı olan Etana idi. Kiş, Erech, Ur ve Lagaş şehirleri diğerlerine hâkim olabilmek için asırlarca yarıştılar. Bu durum Sümerleri harici düşmanlara karşı zayıf durumda bıraktı. Önce Elamlılar (MÖ y. 2530-2450) ve sonra Kral Sargon yönetimindeki (MÖ 2334-2279) Akadlılar Sümerlere saldırdılar. Sargon hanedanı yaklaşık 1 asır iktidarda kaldı ve şehir devletlerini birleştirdi. Sargon hanedanının yönetim modeli tüm Orta Doğu medeniyetlerini etkiledi.
Sümerlerde toplum yapısına baktığımızda ise; sınıfsal farklılıkların olduğunu görebiliriz.  En güçlüden en güçsüze sınıflar şu şekildedir:
1)    Din adamları ve askerler
2)    Halk
3)    Köleler.
Bu sınıflara baktığımızda benzerlerini tarih boyunca ne kadar çok gördüğümüzü düşünebiliriz. Sümerlerde dinsel inanışların önemi anlaşılacağı üzere büyüktür. Sonraki dönemlerde din adamlarının güçlenerek kent yöneticileri haline gelmeleri hem dinsel hem de siyasi tüm işleri yürütmeleri, bir noktada Ortaçağ dönemiyle benzerlik taşımaktadır. Çok farklı coğrafi bölgelerde, çok farklı dönemlerde yaşayan toplumların benzer özelliklere sahip olması insanlık tarihi açısından oldukça ilginçtir.
Sümerler’de din olgusu
Sümerler çok tanrılı inanca sahip bir millet olarak tapınaklarına çok önem vermişlerdir. “Ziggurat” adını verdikleri tapınakları aynı zamanda onlar için sosyal merkez anlamına da gelmektedir. Ziggurat’lar üç kısımdan oluşmaktadır;
  • ilk kat erzak deposu,
  • orta kat; okul ve ibadethane,
  • üst kat; rasathane.
Sosyal hayatın tapınaklar etrafında şekillendiğini belirtmek yanlış olmaz. Sümerlerin en önemli tanrılarına örnek olarak;
Anu: Gök tanrısı
Enlil: Hava tanrısı
Ki: Yer tanrısı
Enki: Bilgelik tanrısı
Nimmah: Ana tanrıça
Nanna: Ay tanrısı
Utu: Güneş tanrısı
İnanna: Aşk tanrısı
verilebilir.
Evrenin oluşumuna dair Sümer bakışı
Sümer mitolojisine göre insanın yaradılışı ve evrenin yaradılışı aşama aşamadır. İlk olarak deniz vardır, deniz ve yer birleşir, kozmik bir dağ ortaya çıkar, tanrılar insan haline gelir ve Anu (Gök tanrısı) ile Ki (Yer tanrısı)’nın birleşiminden Enlil(Hava tanrısı) doğar. Enlil’in Ki’yi ele geçirmesiyle Nimmah(ana tanrıça) ortaya çıkar ve dünyanın esas şeklini ve düzeni Nimmah tarafından oluşturulur. Bu durum Gılgamış Destanı’nda da ele alınmıştır.
İnsanın yaradılışına bakarsak; insan tanrılara hizmet edilmesi için yaratılmıştır. Bilgelik tanrısı Enki’nin isteği üzerine insan, Ninmah ve Nammu tarafından dünyaya gönderilmiştir. Sümerler bu inanışa uygun olarak tarımla uğraşmayı tanrılara bir hizmet olarak görmüşlerdir.